Alanya Hakkında Tarihi Bilgiler

Dated: 21 Şub 2009
Posted by recep
Categoiry: Alanya
0 Comments

İlçemiz Alanya’nın tarihi, karanlık çağlara kadar uzanmaktadır. İlçe merkezinin Kuzeydoğu istikametine düşen Bademağacı köyü ile Oba köyü arasında bir sınır teşkil eden Kadıini Mağarası’nda 1957 yılında Prof. Dr. Kılıç Kökten’in araştırma ve incelemeleri sonunda bulunan insan iskelet ve fosilleri bunu kesin olarak doğrulamaktadır. Bu kadar enginlere inen zengin bir tarihin mirasçısı Alanya’ mız, bulunduğu yer itibariyle de bazen Kilikia, bazen de Pamphylia topraklarından sayılmıştır. Tarih babası Herodotos, bu bölge için şunları yazar: “Bu bölgede yaşayanlar, Truva savaşı sonrasında (M.Ö.1820) buraya gelip yerleşirlerken, buradaki çeşitli kavimlerin gelenlere ev sahipliği yaptıkları bilinmektedir. Bu cümleden anlaşıldığı üzere, Hititlerin bu bölgeye kadar gelerek, M.Ö. XIV. yüzyılın ilk yarısında, altıbin kadar insanı öldürüp, Kilikia ve Pamphylia’yı kendilerine bağladıkları görülür. Pamphylia, “çok ırklı, çok cinsli” anlamına gelen bir sözcüktür. İlçemiz topraklarının verimliliği, ormanların sıklığı, sahil şeridine aşılması güç bir set çeken Torosların sarp yamaçları, bu yöreden gelip geçenlerin dikkatini çekerek, bir çoğunu bu güzel beldede alıkoymuştur. Bunun böyle olduğunu bugün de görmüyor muyuz ? Sanırım gelecek yıllarda yerli Alanyalı hemşehrilerimizi, ancak aramakla bulabileceğiz.

M.Ö. 224-188 yılları arasında bütün Kilikia Büyük Antiochus tarafından istila edildiği halde, Coresium’un kuşatılması ve alınmasının zorluğu nedeniyle, istiklâlini muhafaza eder. Hatta Corecesium Suriye Krallığı’na kafa tutacak kadar ileri gidince, denize açılıp o zamanlarda kolay kazanç yolu olan korsanlığa başlıyorlar. Bu dönemde Coracesium istiklâlini muhafaza etmekle beraber, Yunan medeniyetinin tesiri altında kalmıştır. Fallüs ve göz yaşı çanaklarının Syedra’daki kilise mıntıkasında çok bulunması, bu düşünceyi kanıtlamaktadır. Coracesium, Tryphon adlı bir korsan reisinin elinde, çevresine korku saçan bir yer haline gelmiştir. Hatta bu korsan reisi, kendisini daha da güçlendirmek için, şimdiki Arap evliyasının bulunduğu yerden Ehmedek’e kadar olan kısmına harçsız iri taşlarla kalın bir duvar çektirmiştir. Bu azılı korsan reisi, şimdiki Kızlar Yarığı veya Korsanlar Mağarası dediğimiz bu tabii mağarayı soygun deposu olarak kullanmıştır. Ayrıca şimdiki Damlataş Mağarası ile Belediye sarayı arasını yardırarak, Alanya kalesini -Coracesium’u - bir ada haline getirdiği rivayet edilmektedir. O devirde güçlü bir devlet olan Roma İmparatorluğu’nun kıyı şeritlerine kadar sızıp zenginlerden fidye alarak, tanınmış kişilerin kızlarını kaçırarak çevrelerini haraca bağlayacak kadar ileri gitme cesaretinde idiler. Bu durumdan dolayı hiç kimse Akdeniz’e açılamaz, bu yüzden de Roma şehri yiyecek yönünden büyük sıkıntılara düşer. Halkın bu sıkıntılardan bir an önce kurtulması düşüncesiyle MÖ.139 yılında Antiochus tarafından açılan bir savaş sonrasında bu güçlü ve azılı korsan reisi yok edilir. Zamanla tekrar güçlenen korsanlar, Akdeniz’de korku saçmaya başlayınca, bu kez kesin bir sonuç almak için, Roma İmparatorluğu geniş yetkilerle bu kez Antonius’u görevlendirir. (M.Ö.103) Antonius’un imparatorluk sınırlarını genişletmesine rağmen, her geçen gün tekrar eski güçlerine ulaşmaya çalışan korsanlar, Akdeniz kıyı şeridindeki birçok şehir ve kasabayı yağmaya devam etmişlerdir. Korsanlar daha da ileri giderek, kendilerini yok etmek için görevlendirilen Antonius’un kızını da kaçırarak Romalı’ ları çileden çıkarmışlardır. Soygunların, fidyelerin ve kız kaçırmalarının mutlaka sona erdirilmesi gerektiğine inanan Roma İmparatorluğu, bu kez ordunun güçlü komutanlarından Pompeus’u görevlendirir. Bu komutan, karadan ve denizden yaptığı amansız saldırılarla, yıllardır Akdeniz’e korku saçan korsanları bir daha güçlenemeyecek şekilde ortadan siler.

Bu yörelere tam anlamıyla hakim olan Romalı’ lar, Cesar’ın ölümünden sonra Kilikia yöresini Antonius’un yönetimine verirler. O devirde dünyaya güzelliği ile ün salan Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın bir Akdeniz turnesine çıktığı zaman, Antonius’la karşılaşır. Birbirlerine aşık olan Kleopatra ve Antonius, evlenirler. Antonius, evlilik hediyesi olarak, Coracesium (Alanya)’u Kleopatra’ya verir.

Kleopatra’nın, o devirde adı Coracesium olan Alanya’nın kıyı şeridine kadar uzanan sedir ve çam ormanlarını kestirerek, donanmasına gemi yapımında kullanılmak üzere, Mısır’a taşıttığı bilinmektedir. Kleopatra ve Antonius’un yaşantılarını çekemeyen Roma’daki rakibi Oktavius, bunlara harp ilân eder. Bu sırada Kleopatra ve Antonius Yunanistan’dadırlar. Burada Oktavius’un büyük bir saldırısına uğrayan aşıklar, İskenderiye önlerine kadar kaçarlar. İlk önce yakalanacağını anlayan Antonius, daha sonra da Kleopatra intihar ederler. Pompeius tarafından korsanların temizlenmesi sırasında yakılıp yıkılan yerler, tekrar Romalı’ lar tarafından en iyi şekilde yeni baştan imar edilir. Bunun en güzel örneklerini, iç kalede ve Cilvarda Burnu üzerindeki kiliselerle Mahmutlar Kasabası’ndaki ve Kargıcak Köyü yakınlarındaki Asarlık kiliselerini gösterebiliriz.

Romalı’ lar tarafından tekrar inşa edilmesinden sonra M.S. VII. yüzyıla kadar önemini koruyan Coracesium (Alanya), bu tarihten sonra Arap’ların saldırıları başlayınca, önemini daha da arttırmıştır. Bizanslı’ lar döneminde “güzel dağ” anlamına gelen Kolonoros adını alır. Eski ismi olan Coracesium’un da “gökkarga” anlamına geldiği ve burada oturanlara da “gökkargalılar” denildiği söylenir. Gökkarga, eskilerde Alanya’da sık görülen bir kuş türüdür. Çok çeşitli renklerle güzel bir görünüme sahip olan bu kuşu, bugün seyrek de olsa Çamyolu ve Mahmutlar yörelerinde görmek mümkündür.

anahtar kelimeler: alanya Tatil Yerleri,alanya otelleri,alanya ucuz otelleri,alanya ucuz pansiyonları,alanya pansiyonları,alanya restaurantları,alanya gezilecek yerleri,alanya tarihi,alanya resimleri,alanya araba kiralama,alanya ucuz tatil,alanya hotelleri,alanya ucuz hotelleri,alanya ulaşım,alanya kalacak yerler,alanya haritası,alanya ilçeleri

Alanyanın Tarihi hakkında

Dated: 21 Şub 2009
Posted by recep
Categoiry: Alanya
0 Comments

Alanya’daki yerleşimin ilk olarak ne zaman başladığına dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır. İlçe merkezinin kuseydoğusunda bulunan Kadı İni Mağarası’nda 1957′de bulunan insan iskelet ve fosıilleri tarihçi Heredotos’un bölgede yaşayan kavimlerin Truva Savaşı sonrası (M.Ö. 1820) bu bölgeye gelenlere destek olduklarına dair bilgileri kanıtlar niteliktedir. Hititlerin bu bölge halkları olan Pamphylia ve Klikia’lıları M.Ö. XIV yüzyılda kendilerine bağladıkları bilinmektedir. Çok ırklı, çok cinsli anlamına gelen Pamphylia sözcüğü bu bölgeden geçenlerin bu verimli toprakları fark ederek burada kaldığına dair bilgileri güçlendirmektedir. Alanya tarih bıyunca Coracesium, Calonoros ve Alaiye olarak anılmıştır.

Roma İmparatoru Büyük Antiochus III tarafından M.Ö.224-188 yılları arasında bütün Klikia istila edilmesine rağmen Coracesium bu saldırılara karşı koymuştur. Ele geçirilmesinin zorluğu nedeni ile bağımsızlığını koruyan şehir zaman içinde Diodotos Tryphon adlı bir korsan reisinin elinde çevresinde korku saçan, hatta Suriye Krallığına kafa tutan bir yer haline gelir. Korsanlar bu dönemde, kale çevresine harç kullanmadan yapılmış iri duvarlar çekmiş ve şu anda kızlar yarığı ve korsanlar Mağarası olarak bilinen yerleri soygun deposu olarak kullanmışlardır. O dönemin güçlü devletlerinden olan Roma İmparataorluğu’nun kıyıdaki şehirlerini haraca bağlayack kadar ileri gitmişlerdir. Korsanlar nedeni ile denize açılamayan şehirlerde başgösteren yiyecek sıkıntısı M.Ö. 193 yılında Roma İmparatoru Antiochus III tarafından bölgeyi elinde tutan korsan resinin öldürülmesi ile giderilmiştir. Ancak Akdeniz’de zaman içinde tekrar güçlenen korsanları yok etmek için Roma İmparatorluğu tarafından gönderilen Antonius, direniş gösteren ve tüm kıyı şeridindeki yerleşim yerlerini yağmalayan korsanlara karşı yeterince başarılı olamaz. Bunun üzerine imparatorluk M.Ö. 67 yılında ordunun güçlü komutanlarından Pompeus’u görevlendirerek, kara ve denizden yaptığı saldırılarla, korsanları bir daha güçlenemeyecek şekilde ortadan kaldırır.

Bundan sonra bölgeye tam anlamıyla sahip olan Roma İmparatorluğu, Cesar’in ölümünden sonra Klikia yöresini Antonius’un yönetimine bırakır. Rakibi olan Octavius, Antonius’a savaş ilan eder. Yunanistan’da bulunan Antonius ve Kleopatra’nın ordularını burada yenerek bölgeyi ele geçirir. Antonius ve Kleopatra dönemlerinde gemi yapımında kullanılan ağaçlar bu bölgeden temin edilmiştir. Alanya’da İmparator Traianus döneminde para basılmıştır. Orta çağda Coracesium’un kalıntılarından yararlanılarak burada Calanoros Kalesi yapılmıştır. Romalılardan sonra Bizanslıların eline geçen Alanya o dönemde Calanoros adını alır. Pamphylia ve Klikia bölgeleriyle beraber bölgeye Hristiyanlığın gelmesinden sonra kilise Kalenin içindeki yerini almıştır. Stratejik önemi kalmayan bu bölgenin dini önemi artınca Piskoposluk merkezi ilan edilir. İslam Devletlerinin Roma şehirlerine karşı yaptığı akınlar sırasında Calanoros kalesinin alınmasının zorluğu sebebiyle bağımsızlığını muhafaza eder. Selçuklular; Klikia’yi (Antalya) aldıktan sonra; Akdeniz hakimiyetinin ancak Calanoros’un da ele geçirilmesiyle mümkün olacağını düşünerek, alınması oldukça zor olan bu kaleyi de topraklarına katmak için harekete geçerler. Antalya’nın idaresi için görevlendirilen Ertokuş Bey saldırı planı hazırlayarak kaleyi kuşatır. Kalenin iki ay kadar saldırılara karşı koymasından sonra, harp yapacak güçleri kalmadığını anlayan kale komutanı Kir-Fart yakınlarıyla birlikte teslim olur. 1221 yılında kendi eliyle kale kapılarını sonuna kadar açarak Sultan’ı karşılar.

Sultan Alaaddin Keykubat’ın şehri ele geçirmesinden sonra kente Alaiye adı verilir. Ordu Antalya’ya doğru yol alırken Alara Kalesi önlerine gelen Sultan bu kalenin de Selçuklu topraklarına katılmasını emreder. Alaaddin Keykubat’in başlattığı yapılaşma kenti öylesine güzel bir hale getirir ki Alaiye, Selçuklu Sultanları tarafindan kışlık Başkent olarak kullanılmaya başlanır. Tersane ve tersanenin bekçisi Kızılkule bu dönemde inşa ettirilir. Selçuklulara uzun yıllar Sancaklık yapmış olan Alaiye XIII.yy. ortalarında Selçuklularin zayıflamasından sonra aynı sülaleden gelen Karamanoğullarının eline geçer. Daha sonra 1293-1471 yılları arasında Memluklulara bağlı Alaiye Beyleri tarafindan yönetilir. Alaiye’nin Osmanlılar tarafından alınması Fatih Sultan Mehmet devrinde gerçekleşmiştir. Fatih zamanında Alaiye Karamanoğlu Lütfü Bey oğlu Kılıç Arslan Bey’in elindedir. Fatih’in emri üzerine Rum Mehmet adında bir kumandan Fetih ile görevlendirilir. Fakat bu komutan başarılı olamaz. Bu kez görev Gedik Ahmet Paşa’ya verilir. Gedik Ahmet Paşa 1471 yılında fazla zorlanmadan Kılıç Arslan Bey’i ikna yolu ile Alaiye’yi Osmanlı topraklarına dahil eder. Bu dönemden sonra Alaiye kalesi içinde ve çevresinde Osmanlıların imar çalışmaları başlar. 1571 yılında Tarsus ile birlikte Kıbrıs eyaletine bağlanan Alanya, 1864 yılında Konya eyaletinin bir sancağı olur. 1868 yılında Antalya’ya bağlanmış daha sonra da 1871 yılında da bu ilin bir ilçesi olmuştur. 1221 yılından bugüne kadar gelişen ve hep bir Türk Kenti olarak kalan Alaiye, Türk Kültürünün izleriyle zenginleşmiştir.

anahtar kelimeler: alanya Tatil Yerleri,alanya otelleri,alanya ucuz otelleri,alanya ucuz pansiyonları,alanya pansiyonları,alanya restaurantları,alanya gezilecek yerleri,alanya tarihi,alanya resimleri,alanya araba kiralama,alanya ucuz tatil,alanya hotelleri,alanya ucuz hotelleri,alanya ulaşım,alanya kalacak yerler,alanya haritası,alanya ilçeleri

Alanya Tarihi Yerleri

Dated: 21 Şub 2009
Posted by recep
Categoiry: Alanya
0 Comments

KIZIL KULE
Sultan Alaüddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. İsmini alt kısmında bulunan kızılımsı taşlardan ve üst kısımları teşkil eden tuğlalardan almıştır. Kulenin alt kısmında bulunan kesme taşların Dim Boğazı’nın doğusundan getirildiği bilinmektedir. Kızıl Kule’nin bulunduğu yer itibariyle doğu cephesi ile batı cephesi arasında iki metrelik bir yükseklik farkı vardır. Buna göre doğu cephesindeki yükseklik 35 m., batı cephesindeki yükseklik ise 33 m.’dir. Düzgün bir sekizgen şeklindeki kule beş katlıdır. Üzerindeki kitabeye göre 1226 yılında yapılmıştır. Sekizgen şeklindeki kulenin zemin katı müzenin bir devamı olarak Alanya yöresinde kullanılan etnografik eserlerin sergilendiği bir yerdir. Kışın, yağmurlu günlerde kule çevresine yağan yağmurların, küçük kanalların sarnıca bağlanması suretiyle yıllık su ihtiyaçlarının buradan sağlandığı bilinmektedir.

SELÇUKLU TERSANESİ
Bu tersane, Kızıl Kule’den iki yıl sonra, 1228 yılında SuItan Alaüddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Sultan bu gayretiyle, doğudan gelebilecek tehlikelere karşı koyarak “Sultan-ül-bahreyn” ( İki denizin sultanı ) olma arzusunu gerçekleştirmiş olur. Tersane 56,5 m. uzunluğunda, 44 m. derinliğinde ve beş gözlüdür. Her göz 7,70 m. genişliğinde, 42,30 m. derinliğindedir. Derinlikteki 1,70 m.’lik fark, duvarların kalınlığından kaynaklanmaktadır.

ALARA KALESİ
Alara Han’ın 200 m. kadar kuzeyinde Alara Çayı’nın yatağı üzerinde dimdik yükselen bir dağda kurulu ilginç bir kaledir. İlk kez ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. 1231 Yılında Selçuklu’lar tarafından alınan kale onarılmış ve Osmanlı Devrinde bile uzun süre kullanılmıştır.

ALARA HAN
Antalya - Alanya karayolunda Alanya’ya 30 km. kala kuzeye dönülür ve 10 km. sonra Alara Han’a ulaşılır. Han 1231 yılında Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Son derece sağlam bir yapısı vardır. Kapı girişindeki yazıt ve iki aslan başı dikkati çeken özelliklerdir. Savunma önlemleri düşünülmüş olup bir kale niteliği vardır.

LEATRES-LEATRİ (MAHMUTLAR HARABELERİ)
İlçe merkezine 22 km. uzaklıkta Cebelireis Dağı’nın 900 metre yüksekliğinde doğu, batı ve güney yönleri büyük uçurumlarla çevrili bir tepe üzerine kurulmuştur. Bugün bu antik şehirle ilgili olarak Trayan ile İmparatoriçe Herennia Etruscill adlarına paralar basıldığı bilinmektedir. Burada çoğu harap olmuş vaziyette, kiliseler, hamamlar, sarnıçlar, çeşitli yerleşim merkezleri, küçük çapta stadyum, tiyatro, sütunlu caddeler ve tapınaklar mevcuttur. Stadyumun güney kısmında yer alan kilise merkezi, yan nefleri ve apsisiyle ayakta duran bir yapı olup içerisinde kırmızı ve açık mavi boyalarla fresk izleri mevcuttur. Bu yapıların büyük bir bölümünde sık sık rastlanan kartal bacağı ve öküz başı kabartmaları ile sayısız kitabeler insanı ister istemez tarihin derinliklerine götürmektedir. Mevcut kitabelerden edinilen bilgilere göre bu yöre, M.S. I.yüzyılla III. yüzyıl arasında en parlak devrini yaşamıştır. Bu yüzyıllar arasında şehrin sahip olduğu tapınaklardan Zeus-Megistos, Apollon ve Caesar (Sezar)’a ait olanları bilinenler arasındadır.

SYEDRA HARABELERİ
Syedra şehri bugünkü Kargıcak ve Seki köylerinin sınır teşkil ettiği bir tepede kurulmuştur. Alanya merkezine uzaklığı 20 km’ dir. İlçe merkezinin doğusunda yer alır. Denizden 3 km. kadar uzaklıkta büyükçe bir tepe üstüne kurulan büyük şehir Syedra şehrinin merkezidir. Bu büyük şehir, M.S.138-161 yılları arasında Marcus Aurelius ve Antonius adlarına basılan paralardan ve gerekse bu yörede rastlanan kitabelerden bir Roma devri kalıntısı olduğu bilinmektedir.

İOTAPE (AYTAP) LİMAN ŞEHRİ
Halk arasında Aytap olarak bilinen IOTAPE şehri Alanya’nın 30 km. doğusundadır. Kral Antichus’un karısı IOTAPE’nin anısına şehre bu adın verildiği bilinmektedir. İlerleyen yıllarda özellikle Roma İmparatoru Traianus (M.S. 98-117) zamanında kendi adına çeşitli paralar bastırmıştır. Şu anda ayakta kalabilen yapıtlara bakıldığında Roma devri görünümünü veren bu şehirde, daha önce yaşamış kavimlere ait hiçbir delil olmadığı için IOTAPE’ye Roma devri şehir kalıntısı diyebiliriz. Şehrin 50-100 m. ebatlarında tabii bir de limanı vardır.

ŞARAPSA KERVANSARAYI
Antalya-Alanya karayolunda Alanya’ya 15 km. uzaklıktadır. Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında (1236-1245) yaptırılmıştır. Geniş bir alana inşa edilmiş olan hanın üstünü örten taş örtü halen sağlamlığını korumaktadır. Güneyi kapalıdır. Adeta bir kale görünümündedir. Oldukça gösterişli olan giriş kapısı kuzeydedir. Bitişiğinde bir mescit vardır.

anahtar kelimeler: alanya Tatil Yerleri,alanya otelleri,alanya ucuz otelleri,alanya ucuz pansiyonları,alanya pansiyonları,alanya restaurantları,alanya gezilecek yerleri,alanya tarihi,alanya resimleri,alanya araba kiralama,alanya ucuz tatil,alanya hotelleri,alanya ucuz hotelleri,alanya ulaşım,alanya kalacak yerler,alanya haritası,alanya ilçeleri

Alanya Kalesi hakkında

Dated: 21 Şub 2009
Posted by recep
Categoiry: Alanya
0 Comments

Denizden ve karadan zor ulaşabilirliği nedeniyle tarih boyunca devamlı yerleşime uğramış olan Alanya Kalesi; Anadolu’yu süsleyen yüzlerce kaleden bugün ayakta kalabilmiş, en iyi korunmuş olanlarından birisidir.

Kale 6,5 km. yi bulan sur uzunluğu, 140′ı bulan burçları, içindeki 400′e yakın sarnıcı, yazıtlı kapıları ile Selçuklu sanatını en iyi yansıtan, Selçuklunun görkemliliğini gözler önüne seren bir açık hava müzesi görünümündedir. Surlar, Kızılkule’den başlayarak, planlı bir şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda Burnu üstü, Arap Evliyası Burcu ve Esat Burcu’na inerek Tophane ve Tersane’yi geçip başladığı yer olan Kızılkule’de son bulur. Kalenin ilk iskân tarihi Hellenistik Döneme kadar inse de gerçek anlamda Selçuklular tarafından tüm görkemliği ile abidevi hale getirilmiştir. Kalenin, içkale olarak adlandırılan ve yarımadanın batı köşesinin en yüksek yerinde kurulmuş olan bölümünün denizden yüksekliği 250 metreyi bulmaktadır. İdari ve askeri örgütlenmenin merkezi olması nedeniyle dört yönden dayanıklı surlarla çevrilmiştir. İçkalenin orta kısmında yer alan tuğladan yapılmış iki adet Selçuklu Devri su sarnıcı bugün de işlevini sürdürmektedir. İçkaledeki başlıca yapılar batı hariç diğer cephelerde kale duvarlarının içine dayandırılarak inşa edilmiştir.

Son yıllarda Türk bilim adamlarınca, güneydoğu köşeye doğru uzanan büyük yapı grubunda arkeolojik kazılar yapılmaktadır. Son bulgular burasının sultan sarayı olabileceğini göstermektedir. İçkalede bugün gezerken görebileceğiniz diğer yapı grubunun da, askerî amaçlı kışla, yatakhane ve depo olabileceği sanılmaktadır. İçkalenin yaklaşık ortasına isabet eden yerde küçük bir Bizans Kilisesi göze çarpmaktadır ki, bu da kalenin inşa edildiği tarihten çok önceleri de kullanılmakta olduğunu kanıtlamaktadır. Ayrıca kilisenin günümüze değin kalabilmesi, Selçukluların farklı dinden olanlara ve onların tapınma yerlerine gösterdikleri bir saygının da kanıtı olup bu bağlamda daha fazla korunması gereken yapılardandır. Yonca yaprağı planlıdır. Yuvarlak kemerli pencereler ve sağır nişlerden oluşan geniş kasnak merkezi kubbeyi çevrelemektedir. Kilisenin fresklerle süslü olduğu bugün kalan izlerden belli olmaktadır. Mimarî özelliklerden dolayı XI.yüzyıla tarihlenmektedir. Alaaddin Keykubat, kaleyle bütünleşen birçok anıtsal yapılar da yaptırmıştır. Selçuklu sanatının eşsiz örneklerinden biri olan Kızılkule, kaleyle bütünlük sağlayan, plan ve ihtişamı ile Alanya’nın simgesi durumundadır. Limanı sürekli denetim altında tutmak amacıyla yapılmış olup çapı zeminde 29 metre, yüksekliği 33 metreyi bulmaktadır. Sekizgen planlıdır. 1226 yılında yapıldığı bilinen kulenin mimarî kuzey yönündeki yazıtta Halep’li Ebu Ali olarak geçmektedir. Kulenin güneyindeki yedi satırlık yazıtta ise Sultan A. Keykubat övücü vasıflarla yüceltilmektedir.

İnşa sırasında Antik Çağa ait devşirme malzemeden yararlanılmıştır. Her bir yüzdeki mazgallar, gözetleme pencereleri, düşmana zift ve kaynar su dökmeye yarayan önleri peçeli delikler yapıya ayrı bir güzellik verirler. Selçukluların Akdeniz’le ilk tanışmalarını simgeleyen Tersane de Alanya Kalesi’nin bütünlüğü içerisinde tüm görkemliği ile sağlam bir şekilde durmaktadır. Beş tonozlu bölmeden ibaret olan yapı yaklaşık 57 metre uzunluğunda, 40 metre derinliğindedir. Giriş kapısındaki yazıt Sultan’ın armasını taşımakta olup rozetlerle süslüdür. Kapının sağ tarafında küçük bir oda yer almakta olup bu oda kimi bilim adamlarına göre mescit olarak kullanılmış kimilerine göre depo olarak değerlendirilmiştir. Kapının sonundaki odanın ise Tersane’e görevli memurlar için düzenlendiği sanılmaktadır. Selçuklular Sinop’tan sonra ikinci deniz üssü niteliğindeki bu Tersane ile Akdeniz’e açılmışlar, hatta bu tersane ile Alaaddin Keykubat “İki Denizin Sultanı” ünvanını almıştır. Yapım tarihi 1227′dir. Tersaneyi güvence altına almak amacıyla yapılmış olduğu sanılan Tophane 14 x 12 metre ölçülerinde iki katlı dikdörtgen bir plan göstermektedir. Bu yapı da Sultan A. Keykubat’ın eseridir.
anahtar kelimeler: Alanya Tatil Yerleri,Alanya otelleri,Alanya ucuz otelleri,Alanya ucuz pansiyonları,Alanya pansiyonları,Alanya restaurantları,Alanya gezilecek yerleri,Alanya tarihi,Alanya resimleri,Alanya araba kiralama,Alanya ucuz tatil,Alanya hotelleri,Alanya ucuz hotelleri,Alanya ulaşım,Alanya kalacak yerler,Alanya haritası,Alanya ilçeleri

Alanya Hakkında

Dated: 21 Şub 2009
Posted by recep
Categoiry: Alanya
0 Comments

Her yıl biraz daha gelişen Alanya, yerli ve yabancı turistlerin gözdesi. Antalya’ya bağlı ve birçok ilden daha büyük olan Alanya’nın görkemli manzarasının en güzel seyredildiği yer, ilçeyi ikiye bölen yarım adanın tepesinde yer alan kale çevresi.

Akdeniz’in önemli turizm merkezi Alanya, birbirinden cazip aktiviteleri, görülecek yerleri, antik değerleri, renkli gece yaşantısı, erken açılıp geç kapanan sezonu ve tertemiz denizi ile yerli yabancı turistlerin gözdesi. Her yıl biraz daha büyüyüp gelişen Alanya, Antalya’ya bağlı, birçok ilden büyük bir ilçe. Görkemli manzarasının en güzel seyir yeri ise ilçeyi ikiye bölen yarım adanın tepesinde yer alan kale çevresi sayılıyor. 6.5 km uzunluktaki kent surları ile çevrili kalenin yaklaşık 110 burçlu duvarları akşam saatlerinde turistlerin akınına uğruyor.

Nasıl Gidilir ?
Yola İstanbul’dan çıkanlar için, iki alternatif karayolu var. Adapazarı-Bilecik-Kütahya hattından bıkıp usandıysanız, bu defa daha manzaralı, doğa ile iç içe olabileceğiniz Bursa-Orhaneli-Tavşanlı Kütahya üzerinden Afyon ve Antalya’ya gelebilirsiniz. Antalya-Alanya arası sürekli çalışmalarla , çift yönlü harika bir yola kavuşuyor. Belek’e kadar çalışan yolun, şimdi Manavgat kavşağı da açılmış ve rahat bir geçiş sağlanmış. Perge antik kenti yakınında Aksu’da sabah-akşam radar var. Hız limitlerine uymak gerekiyor, ben yandım siz yanmayın! Antalya’ya ‘40 km uzaklıktaki Alanya’dan 11 km sonra Kestel beldesine girince, Dim mağarası yönüne 6 km daha gidiliyor. Bu yolun son 3.5 km’si toprak. Mağara önünde ücretsiz otopark var. 50/60 basamak ve bir patikayla,içinde sigara içilmeyen mağaraya ulaşıyorsunuz.
İstanbul, İzmir gibi sahil kentlerinden hareketle Denizcilik İşletmesinin Akdeniz seferlerine katılarak Alanya’ya gelme imkanı da bir başka alternatif olabilir.