Bafra

Dated: 4 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Samsun
0 Comments
İlçe doğusunda ve kuzeyinde Karadeniz, batısında Alaçam, güneyinde Kavak ilçeleriyle çevrilmiştir.
Yüz ölçümü 175.000 hektar. Samsun’ a uzaklığı 51 km. dir.
Kızılırmak deltasını kaplayan Bafra ovası güneyde dağlarla çevrilidir. Bunlardan en yükseği 1224 m. ile Nebyan dağıdır. Bu dağlar Canik dağlarının uzantılarıdır.

Bafra’nın en büyük, Türkiye’nin ise en uzun akarsuyu Kızılırmak bu dağları derin bir vadi ile geçerek ovaya ulaşır. Bafra ovası tamamen Kızılırmak tarafından oluşturulmuştur. Irmağın denize yakın kısımlarında birçok göl oluşmuştur. Nebyan dağının etekleri ise yayla durumundadır.

Kızılırmak’ın uzunluğu 1151 km’dir. Sivas’taki Kızıl Dağ’dan doğar, Orta Anadolu’da geniş blr yay çizerek Bafra’dan denize dökülür. En çok Nisan ve Temmuz dönemlerinde su taşır.
Kızılırmak’ın denize döküldüğü yerde oluşmuş göller, ırmağın her iki yakasında da yeralır. Batıdaki göl Karaboğaz, Doğudaki ise balık gölüdür. Doğu yakada yeralan göllerin başlıcaları şunlardır; Dutdibi, Liman, Hayırlı, Çernek, Uzungöl. Tombulgöl, İncegöl. Göllerin çevresi sazlık ve bataklıktır. Ancak; ormanlık alanlarda göze çarpar.

Bafra’nın tarihi M.Ö. 5000 yıllarına kadar uzanmaktadır. İkiztepe ören yerinde yapılan araştırmalarda Kalkolitik Döneme (M.Ö. 5000-4000) ait yerleşmelerin izine rastlanmıştır.
İkiztepe ören yerinde İ.Ö. 4000 yıllanndan İ.Ö 1700 yıllarına kadar 2300 yıl boyunca sürekli yerleşim yapıldığı anlaşılmıştır. Burada Eski Tunç Çağı (M.Ö 3000 - 2000) ve Erken Hitit (M.Ö 1900 - 1800) dönemi kültürlerinin izlerini taşıyan çok sayıda eser ve kalıntı bulunmuştur. M.Ö 670 yıllannda Paflagonların’da Kızılırmak vadisinde yaşadıkları bilinmektedir.

M.Ö 6.yy’da Lidyalıların eline geçen bölgeyi M.Ö 546 da Persler istila etmiştir. İkiztepede Helenistik döneme (M.Ö 330-30) ait bir anıt mezarda bulunmaktadır.

Bu bölge M.Ö 47′de önce Roma, sonra da Bizans egemenliğine girmiştir. 1071 Malazgirt savaşından sonra Selçukluların eline geçen Bafraya, 1214 yılında Anadolu Selçuklu Hükümdarı İzzettin Keykavus Türkmen aşiretlerini yerleştirmiştir. 1243′de başlayan Moğol istilaları Selçuklu İmparatorluğunun yıkılması ve Türk beyliklerinin kurulmaya başlamasına neden olmuştur. İşte bu dönemde bölgede küçük bir Selçuklu beyliği olan BAFRA BEYLİĞİ kurulmuştur. 1460′da ise Bafra Osmanlı hakimiyetine girmiştir.

Bafra adının; Kızılırmağın denize açıldığı yerde, (M.Ö 521 yıllarında Fenikeliler zamanında) ticaret gemilerinin yanaştığı koylara kurulan, ticaret evlerine, Bafra denilmesinden geldiği sanılmaktadır.
Bafra İlçesi Osmanlı İmparatorluğu devrinde Trabzon iline bağlı Canik Sancağına aıt bir yerdi. Hangi tarihte kaza merkezi olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Salname kayıtlarına göre 1854 yılı sonlarında kaza merkezi olduğu anlaşılmaktadır.

İmparatorluk zamanında 1876 harbinden sonra Kırım’dan Bafraya çok sayıda Türk gelmiştir. Daha sonralan çıkan Balkan ve I. Dünya savaşları Türk halkının azalıp, fakirleşmesini, azınlık olmalanna rağmen Rum ve ermenilerin iktisadi hayatı ellerine geçirip zenginleşmelerini sağlamıştır. Bundan dolayı cesaretlenerek Rum-Pontus İmparatorluğunu kurma hevesine kapılan ermeni ve rumlar mavri mira cemiyetini kurmuşlardır.
Fakat 1919′da Milli Mücadelenin başlamasıyla bu amaçlan gerçekleşememiş, daha sonrada Batı Trakya’daki Türklerle değiştirilmişlerdir.
Bafra, Cumhuriyetin kurulmasından bu yana idari Teşkilatta Samsun ilinin büyük bir ilçesi olarak yerini muhafaza etmiştir.

Görülmeli -Gezilmeli
Bilinen geçmişi M.Ö. 5000-4000 yıllanna dayanan ve günümüze kadar sürekli yerleşim yapıldıgı anlaşılan Kızılırmak ağzı ve çevresi tarihi ve Kültürel eserler bakımından yüklüce bir mirasa sahiptir.
1971 yılından itibaren İkiztepe köyü sınırlarında bulunan İkiz Tepe ören yeri ve çevrede yapılan yüzey araştırmalarında 57 höyük tipi, 6 düz yerleşim yeri, 25 antik çağ ile hemen sonrasına ait kalıntı, 48 tümülüs, 5 kaya mezarı, 3 mezarlık, 1 kale, 1 hamam, bir köprü bulunmuştur.

İkiztepe’de, elde edilen bulgular, burada Erken Hltit dönemine ait önemli bir kentin olduğunu belgelemektedir. İkiztepe ören yerindeki en yüksek tepe ilk Tunç Çağı III. zamanında (M.Ö 2300 - 2100) mezarlık olarak kullanılmış. Eski Anadoluda bulunan mezarlıklardan en büyüğü olan bu mezarlıkta 623 adet mezar tespit edilmiştir. Çıkanlan toplam 690 iskelet üzerinde yapılan antropolojik araştırmalar sonucu ölüm yaşları ve cinsiyetleri belirlenmiştlr. Aynca iskeletlerden 8′inde bilinçli beyin ameliyatları yapıldığına dair izler görülmüştür. Ameliyat yapılanlardan bazılarının ameliyattan hemen sonra öldüğü; bazılarının ise 10 yıla varan sürelerde yaşamlarını sürdürdükleri anlaşılmıştır.

İkiztepe ören yerindeki bu en yüksek tepe daha sonra Helenistik çağda (M.Ö 330-30) bir Tümülüs (Yığma Mezar) olarakta kullanılmıştır. Kesme taştan inşa edilmiş olan tümülüsün Anıt Mezarı, biri büyük, biri küçük iki mezar odası ile Tonozlu girişinde uzunluğu 9 m’yi bulan bir dramos (giriş koridoru) dan oluşmaktadır. Anıt Mezar aslına uygun olarak düzenlenmiş ve ziyarete açılmıştır.
İkiztepe’nin Kızılırmak nehrinin Bafra delta ovasını meydana getirmeden önce, Kızılırmak’ın denize döküldüğü mevkide kurulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Kızılırmak nehrinin batısında yeralan İkiztepe, şimdi Karadeniz’den 7 km, nehirden ise 2 km. kuş uçusu uzaklıktadır.

İkiztepe’de yapılan kazılar sonucu insanların ahşap evlerde oturdukları, yaşamlarını hayvancılık, avcılık ve balıkçılıkla sürdürmüş oldukları saptanmıştır.

Kazılarda çıkarılar silah, alet, takı ve semboller İkiztepe halkının Anadolu madencilik sanatının gelişiminde büyük rol oynadıklannı göstermektedir. Yine kazılarda ortaya çıkan fırınlar ve taş kalıplar madeni eşyaların İkiztepede yerel olarak imal edildiğini ispatlamıştır. Madeni eşyalarda bakırın, arsenikle karışımını kullanmışlardır. Bakırı Merzifon yöresinden, Arseniği ise Gümüşhacıköy civarından elde ettikleri anlaşılmaktadır. Arsenikli bakırdan yapılmış bulunan 1000′in üzerinde eser Anadolu’nun en eski ve önemli kolleksiyonlarından birisini oluşturmaktadır.

İkiztepe’de ortaya çıkartılan 6000 civarındaki, pişmiş toprak, kemik, boynuz, taş ve maden eserler Samsun Arkeolojl Müzesinde sergilenmektedir.
İkiztepe ören yeri, Kültür Bakanlığınca arkeolojik alan olarak tescil edilmiş ve kamulaştırılmıştır.

Bafra’daki diğer arkeolojlk alanları da şöyle sıralayabiliriz
Höyükler ; Hacıbaba Tepesi, Azaytepe, Tepetarla, Tödüğün Tepe, Tepecik, Elmacık Tepe, Karaşeyh, Ömer Usta Çiftliği, Paşaşeyh, Aşağı Tepe, Katırdamı- Tepecik, Zahna Mahallesi, Böğürtlen, Cevizllk ve Kocalöp, Beylik Köy, Kelbeş Tepe, Tepecik, Kapıkaya, Hoşkadem Tepe, Çitlek Tepe, Sivri Tepe, Külcüler, Sorgunlu, Son Tepe, Özübüyük, Tingiller Tepe.
Tümülüsler ; Köfteroğlu, Som Tepe, Sorgunluk, Aşağı Tepe
Ören Yerleri ; Soğukçam, Cırıklar, Bakırdere, Özübüyük.

Bu arkeolojlk alanlar (Höyükler-Tümülüsler-Örenyerleri) genellikle Bafra’nın güney ve güney batısında yeralır. Buralarda yapılan kazılarda ele geçen kalıntıların çoğunda eski bronz ve Erken Hitit kültürünün izleri görülmüş. Ayrıca M.Ö 3000-2000 yılları, Genç Antik Çağ ve Roma devri kültürlerinin izlerine de rastlanmıştır.

Kaleler
Bafra’da Martı Kalesi ve Asar Kale olmak üzere iki kale kalıntısı vardır. Bunlardan Martı Kalesi harabe halindedir. Helenistik döneme aittir.

Asar Kale’de harabe halindedir. Kızılırmak vadisinde Ağsar köyünde bulunan kale M.Ö 1000 yıllarına tarihlenmiştir. Sarnıç kuyuları, eskl hapishanesi ve sur kalıntılan günümüze kadar gelmiştir. Ayrıca kapalı çarşı olduğu sanılan bir Galeri ve yontma taştan heykelcikler de bulunmuştur.

Paflagonya Kaya Mezarları ; (M.Ö 700) da, Asar kalesinin olduğu bölgede Kızılırmak vadisinde dikkat çeken tarihi yapılardır.

Camiler
Büyük Cami (1670); Tayyar Paşa Cami (1869), Çarşı Cami (1865), Nuri İbrahimCami (1887), Dabakhane Cami (1766)

Türbeler
Hızırbey (Kümbetdede) Türbesi, (14. yy); Enur Mirza 1 Türbesi (Bafra Türbesl-1381),

Şeyhören Türbesi
Hamamlar ; Yeni Şifa hamamı (17. yy); Uzun hamam
Bedesten ; 17. yy. da yapıldığı sanılmaktadır.

Çeşmeler
Çeşme, Alibey Çeşmesi (1751), Hüseyin Bey Çeşmesi, Kadı Çeşmesi (1778), Mescit Çeşmesi (1840), Taşlı Çeşme

Camiier, Türbeler, Hamamlar, Çeşmeler ve Betesten Osmanlı dönemine ait tarihi yapılardır.

Samsun-Sinop karayolu Kızılırmak geçişi üzerindeki Çetinkaya Köprüsü [1937] de Bafranın eski yapılanndandır.

Gezi ve Mesire Yerleri
Kızılırmak Deltası
Bafra’nın doğusundan batısına 60 km’Iik bir kıyı şeridine sahiptir. Bu delta 50.000 hektarlık bir alanı kaplar. Delta’da balık gölleri, kıyı kumulları, çorak adalar, kuru ve su basar çayırlar, sazlıklar, çamur düzîükleri ve tarım alanları yeralır.

Kızılırmak Deltası uzun yıllardan beri kuş varlığı açısından son derece önemli bir yer olarak bilinmektedir. Deltanın sahilleri denize girmek ve güneşten vararlanmak isteyenler için idealdir.

Balık Gölleri
İlçenin 20 km kuzey batısında Kızılırmak’ın iki yakasında yeralırlar. Bu göller irili ufaklı 33 parçadan oluşur. Toplam alanı 8000 hektardır. GöIlerden bazıları: Karaboğaz Gölü, Balık Gölü, Liman Gölü, Dut dibi Gölü, Uzungöl, Hayırlı Göl, İnce Göl, Çernek Gölü, Tombul Göldür. Çevresi sazlık ve bataklıkta olan bu bölgemiz kuş gözlemciliği açısından dört mevsim çok önemli bir potansiyele sahiptir. Bu bölgemiz ülkemizin en önemli sulak alan eko-sistemlerinden birinl oluşturur.

Kızılırmak Deltası ve Balık Gölleri’ni sadece Bafra İlçesinde değil Alaçam, Bafra, 19 Mayıs ilçeleri topraklarında bir bütün oiarak düşünmeliyiz.

Baraj Gölleri
AItınkaya ve Derbent Barajlarının gölleri ve çevresindeki ağaçlık alanlar Bafra*nın görülmeye değer köşelerindendir. Piknik yapmak ve dinlenmek amacıyla girilecek yerler olması yanında; oltayla veya ağlı balık avlamak içinde uygun mekanlardır. Altınkaya barajının, sol tarafından 1 km içerde bulunan şelalenin çevresinde dinlenme ve mesire yeri olarak eşsiz güzelliktedir.

Ayrıca Yeşilyazı köyünde kumu çok güzel olan sahil, denize girmek için biraz derinse de balık tutmak için idealdir.

Etkinlikler
Karpuz Şenlikleri
Bafra karpuzunu tanıtmak ve üreticiyi daha iyi ürün elde etmeleri Için teşvik etmek amacıyla her yıl Ağustos ayının son haftası yapılır ve 2 gün sürer.

Sele-Sepet Top Kandil Şenlikleri: Her yıl Ramazan ayının 15. gecesi çocuklara şeker dağıtmak, el feneri ile ev ziyaretleri yapmak, halk oyunları oynamak, mani söylemek vb. gibi etkinliklerle kutlanan geleneksel bir gecedir.

Hıdırellez Şenlikleri
Mayıs ayının 6. günü bahann gelişinl kutlamak Için yapılır. Topluca mesire yerlerine gidilip. piknik yapılır. oyunlar oynanır. Yakılan ateşlerin üzerinden atlanır, dilekler tutulup adaklar kesiilr.

Yemekler
Bafra pidesi. köftesi, lokulu vekaymaklı lokumu ile ünlüdür, Lokul tatlı hamurdan içine ceviz ve kuru üzüm konularak yapılır; bayram, düğün vb. gibi belirli günlerde misafirlere ikramedilir.

İklim
Orta Karadeniz iklimi hakimdir. İç ve Dağlık kesimler deniz etkisinden uzak olduğu için blraz daha soguktur. Yağışlar bol, nem oranı fazladır. Ocak - Şubat en soğuk; Ağustos ise en sıcak aydır.

Ulaşım
Bafra Samsun’un 51 km batısında, Samsun - Sinop Devlet Karayolu üzerindedir. Her gün her saat Samsun’dan Bafra’ya araç bulmak mümkündür. Ulaşım problemi kesinlikle yoktur.

Vezirköprü / Samsun

Dated: 4 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Samsun
0 Comments
İlçe merkezinin denizden yüksekliği 339 m. olup 370-400 m. yükseklikteki tepelerle çevrili bir çanak içerisindedir. Batısında en yüksek yeri olan Kunduz Dağları (1783m), Güneyinde Kale Tepe (1450m), güneybatıda Tavşan dağları, kuzeyde ise Çaykalan (Alaçam) dağlan vardır.
Kunduz dağları ile Keltepe Kızılırmak vadisine bakan yamaçları ormanlarla kaplıdır.
İlçenin batısında Kunduz yaylası, kuzeyinde Kabalı yaylası, güneybatısında Tavşan dağı yaylası yeralır. En önemli akarsuyu merkezden 15 km. uzaktan geçen Kızılırmaktır.
Tarihçe
Vezirköprü’nün tarihi Hititlere (M.Ö. 2000 - M.Ö. 700) kadar uzanmaktadır. İlk şehir Hititler tarafından şimdiki ilçe merkezinin 2,5 km. kadar uzağına kurulmuştur. Bu Vezirköprünün ilk kuruluşudur.
Anadolu’dan geçen, Irak’ı Karadeniz’e bağlayan Ninva (Ninava - Nintve = Asur Devletinin Başşehirlerinden) - Sinop yolunun Vezirköprü’nün batı kıyısından geçtiği yapılan etüdlerle anlaşılmıştır. Ayrıca eski Yunan coğrafyacıları Kızılırmak ve Yeşilırmak’ın denize döküldükleri bölgeler arasındaki saha ile Sinop’a kadar olan sahil bölgeslne ASURYA demekteydiler. Bu bölgeye Asurya denmesi, Asur yolunun (Ninova-Sinop) burada başlıyor veya bitiyor olmasıyla açıklanabilir.

Sonuç olarak ilçe milattan önceki yıllarda önemli bir kervan yolunun üzerinde bulunmuştur.
M.Ö. 1200 yıllannda bu yöre Frigya hakimiyeti ve Paflagonya idaresine girmiştlr. Daha sonra burası Büyük İskender tarafindan ele geçirilmiştir.
Frigyalılann akınları ile yıkılan şehri ikinci kez Bizanslılar kurmuştur. 0 zamandaki adı Fezimon yahut Teakliodiopohsdır. İlçede Bizanslılar döneminden kalma sütun ve sütun başlıklan bulunmuştur. 0 dönemde çevredeki en zengin kent olduğu bugün görülen büyük bina harebelerinden anlaşılmaktadır.
Selçukluların Bizanslılarla yaptığı savaşlarda Vezirköprü tekrar harabeye dönmüştür. Daha sonra Danişmentlilerin eline geçen ilçe Haçlı seferleri nedeniyle inşa edilememiştir. Ancak Sultan Mesut 1160 yılında kasabayı Gadegara adıyla üçüncü kez yeniden kurmuştur.
Vezirköprü 1695 yıllarındaki Celali isyanları sırasında sık sık baskına uğramış ve kasaba yağmalanıp yıkılmıştır. Bu nedenle insanlar kalelere sığınma ihtiyacı duymuş Taşkale ve Toprakkale olmak üzere iki kale yapılmıştır. Şimdi bu kale yıkıntıları üzerinde kurulan mahalleler aynı adlarla anılmaktadır. Celali isyanlarından sonra Köprülü Mehmet Paşa ilçedeki yıkılmış yapıları tamir ettiriyor ve aynca yeni eserler de yaptırıyor. İskelet olarak bugünkü durumu o zamandan kalmadır. İdari bakımdan Sivas Beyler Beyliğine bağlı Amasya mutasarrıflığı içinde olan Vezirköprü; 1925 yılına kadar Amasya’ya bağlı bir ilçe iken, 1925 yılında Samsun iline bağlanmıştır.
Kasabanın adı Evliya Çelebinin Seyahatnamesinde ŞINDER olarak geçmektedir. ŞIN kelimesi Amelika dilinde köprü anlamına gelmektedir. Bu nedenle Köprü adının buradan geldiği düşünülebilir. Mehmet Paşa Sadareti zamanında da ilçe VEZİRKÖPRÜSÜ adını almıştır. Bugün daha kısaltılmış olarak VEZİRKÖPRÜ adı kullanılmaktadır.

Görülmeli-gezilmeli
Tarihi M.Ö. ki yıllara dayanmakta ise de ilçe ve çevresinde yeteri kadar arkeolojik araştırma yapılmadığı için, bulunan kalıntıların kimlere ait olduğu saptanamamıştır. Örneğin; Esenköy’de sütunlu mağaralar yine Başfakı ve İnkaya köylerindeki mağaralar sayılabilir. Boruk köyünde bulunan işlemeli taşlar Samsun müzesine gönderilmiştir.
Oymaağaç köyünde Bakır çağ ve hititler dönemine ait bir yerleşim yeri saptanmışsa da şehir ortaya çıkarılamamıştır. Ayrıca arkeolojik alan olarak tespit edilmiş fakat yeterince araştırma yapılmamış alanlarda vardır. Bunlar; Çetek, Doğantepe, Kurudere, Keltepe, Maltepe, Yığınözü-çakmak, Çörlen tepe, Höyüktepe, Oymaağaç tepe, höyükleri ve Yağbasan, Çeltek, Aşağı narlı Avdan Köyü, Çalköyü, Kületek, Maltepe Tümülüsleridir. Bu yerleşmeler genelde ilk tunç çağına tarihlenmektedir. Ayrıca Roma ve Geç Antik çağ yerleşmeleride bulunmaktadır. Bunlar Çöğe köyü, adatepe, kızılcaören, ören yeri, tepeören, Türkmen köyü’dür.
İlçe 1906, 1939 ve 1943 yıllarında önemli depremler geçirmiş olmasına rağmen Selçuklular’dan ve Osmanlılar’dan kalan tarihi eserler ile mimari özelliklerini hala korumaktadır. Bu eserlerden başlıcaları;

Bedesten ve Arasta
ilçe merkezindedir. Köprülü Mehmet Paşa’nın eşi Ayşe Hatun’un babası Yusuf Ağa tarafından 1660 yılında yaptırılmıştır. İç ve dış bedesten olmak üzere iki bölümlüdür. Dört kapısı ve içinde 110 dükkan vardır. İç bedesten kervansaray olarak kullanılmıştır. Arasta bölümü bedestenin çevresinde gelişmiştir. Dört yandan basık kemerli kapılarla girilen bedesten kare planlı ve dört kubbeyle örtülüdür.

Çifte Hamam
1660 yılında Köprülü Mehmet Paşanın eşi Ayşe Hatun tarafından yaptırılmıştır. Bedestene bitişiktir. Giriş kapısı önüne içerisi görünmesin diye duvar örülmüştür. Soyunmalık kısmı kubbeli ve şadırvanlıdır. Soğukluk ve sıcaklık olmak üzere klasik tarzda üç bölümlüdür. Hamamların ikiside birbirine benzemektedir. Biri kadın diğeri erkek hamamı olarak hala kullanılmaktadır.

Kale Hamamı
Yine Ayşe Hatun tarafından 1659 yılında Kale camisine bitişik olarak yaptırılmıştır. Mehmet Paşa mahallesindedir. Hala kullanılmaktadır.

Kale Cami (Taşkale Cami)
Bu cami de kale hamamıyla birlikte yapılmıştır.

Şifa Hamamı
Köprülü Mehmet Paşa’nın ailesi için özel olarak yaptırıldığı söylenmektedir. Soyunmalık, soğukluk ve sıcaklık olmak üzere klasik tarzda üç bölümlüdür. Halen çalışmaktadır.

Fazlı Ahmet Paşa Medresesi (Taş Medrese)
ilçe merkezindedir. 1661 yılında Fazıl Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Çatısı kurşunla kaplı iken Rus Seferi sırasında kurşunları alınıp, kiremit kaplanmıştır. 1943 depreminde etkilendiyse de restore edilmiştir. 1974′de çatısı tekrar bakırla kaplanmıştır. Yapının iç ve dışında pembe Karacivan taşı kullanılmıştır. Basık kemerli kapısından arkalarında medrese odalarının bulunduğu avluya girilir. Köprülü Mehmet Paşa’nın evinin tavan süsü burada muhafaza edilmektedir.
1964 yılına kadar çeşitli amaçlarla kullanılan medrese bu tarihten sonra halk kütüphanesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yörenin basılı materyal bakımından en zengin kütüphanesidir.
Kütüphanede 378 Arapça, Farsça el yazması, 509 eski harfli arapça, farsça türkçe karışımı basma kitap, 13649 yeni harfli türkçe kitap bulunmaktadır.

Tacettin Paşa (Kurşunlu) Cami
1494′te yapılmış olan cami;1943 depreminde tamamen yıkılmış olup. beş kubbeli son cemaat yeri ile iki kubbeli ana mekandan oluşan özgün yapı sonradan düz çatı ile örtülmüştür. Ana mekanın yanındaki kubbeli zaviyeler özgündür. Çanaklı mahallesindedir.

Saat Kulesi
906 yılında Sivas valisi Reşat Akif Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1943 depreminde büyük hasar görrnüştür.Fakat, aslına uygun olarak tekrar restore edilmiştir. Dört taraflı saatleri çalışır durumdadır.

Ganioğlu Çeşmesi
Geç Osmanlı döneminde yapıldığı bilinmektedir.

Kurşunlu Cami Çeşmesi
Kurşunlu Camisi avlusundadır. Bu çeşme de geç Osmanlı döneminde yaptırılmıştır.

Namazgah Çeşmesi
Namazgah Camisinin bitişiğindedir. Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırıldığı bilinen çeşme halen kullanılmaktadır.

Namazgah Camisi
Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1906 depreminde sadece mimber ve mihrap kısmı ayakta kalan caminin yerine 1915 yılında yeni bir cami yaptırılmıştır.

Taş Han
Geç Osmanlı döneminde iki katlı olarak, dolgu taştan yapılmıştır. Üç kapısı vardır. Üzeri ahşaptır. Odaları çeşitli amaçlarla günümüzde depo olarak kullanılmaktadır. Ortacami Mahallesindedir.

Yukarı Nalbant Cami
1162′de yapılmıştır. Minaresi alüminyum kaplıdır.

Şehit Müftü Türbesi
Üzerindeki kitabede 1214 yılında yapıldığı yazılmaktadır.

Kibar Ali Evi
Sivil mimari örneği olarak belirlenmiştir. Bu ev bağdadi tarzda iki katlıdır.

Gezi ve Piknik Alanları
İlçedeki zengin orman örtüsü, çeşitli orman içi dinlenme yerlerinin düzenlenmesine olanak sağlamıştır.
İlçe merkezindeki orman işletmesine ait Çamlık, halkın rağbet ettiği alanlardandır.
Vezirköprü’ye 52 km. mesafedeki Kunduz Ormanları: ilçenin güneydoğu ve kuzey batı yönlerinde bulunan Bağ aralıgı: Kaylar bağları ve Altınkaya Baraj gölü ile göletleri çevresi mesire yerleri olarak ideal alanlardır.
İlçede özellikle köylerinde düğün törenleri bir hafta sürer. Cuma gününden diğer Cuma’ya kadar düğünle ilgili merasimler yapılır.

Folklorik
İlçede geleneksel değerler hakim bir durumdadır.
Dini bayramlarda el öpme törenleri düzenlenir. Kandillerde mevlüt okutulur, çocuklar mahalle aralarında ellerinde şamdanlar, ilahiler söyleyerek dolaşırlar. Hıdırellez günü şenlikler düzenlenir. Mesire yerlerine gidilir. Dilekler tutulur. Nişanlılar ve sözlüler birbirlerine hediye alıp verirler.
Köy halkı düğün sahibi tarafından “okuntu” denilen şekerle düğüne davet edilir. Cumartesi kız tarafında yemekler pişer. Pazar gün kına yapılır. Çarşamba gün gelin hamamı düzenlenir. Perşembe gelin alma ve düğün merasimi gerçekleşir. Cuma gün ise kız tarafına el öpmeye gidilir.
Diğer ilçelerden farklı olarak düğün gecesi “elekcog” (Elekçi) isimli ortaoyuna benzer bir oyun oynanır. Oyunun kadı, elekcog, Kahya, 2 tane ayı, deve, Yunan Gavuru, tuvalet, iki tane kadın gibi belirli tipleri vardır. Oyunda hayvanları ve mekanları insanlar canlandırır. Kadınlar ise kadın kılığına girmiş erkekler tarafından canlandırılır.

Yemekleri
İlçenin kendine has yemeklerinden en ünlüsü, genellikle düğünlerde pişirilen keşkektir. Keşkek üzerine etli ve nohutlu yahni dökülerek yenir.
İlçede katık (süzme yoğurt) la yapılan yemeklerde meşhurdur. Bunlar: katık böreği, memecik, katıklı ekmek, katık sündürmesi vb. dir. Ayrıca: tandır kebabı, orman kebabı, kuzu çevirmesi ve çeşitli hamur işleri de en belirgin yemeklerindendir.

İklim
Vezirköprü Karadeniz iklimi ile kara ikliminin etkisi altındadır. Kışları soğuk, yazları sıcak ve kuru, baharları yağışlı geçer. Rüzgar kışın batıdan, yazın ise kuzeyden eser.

Ulaşım
İlçenin çevre ile ulaşım karayolu ile sağlanmaktadır. Hergün Vezirköprü’den Samsun, Ankara, İstanbul, Bursa’ya otobüs seferleri vardır. Havza ve Durağan’a hergün minibüslerle ulaşmak mümkündür. Samsun’a uzaklığı 116 km. olan ilçeye Samsun’dan her gün araç bulunur.

Etkinlik
Her yıl Eylül ayında 10 gün süreli “Köprülü Mehmet Paşa Kültür, Sanat ve Spor Şenliği” düzenlenmektedir. Bu şenlik çerçevesinde çeşitli yarışmalar, sportif, kültürel faaliyetler vb. etkinlikler gerçekleştirilmektedir. Ayrıca bu hafta içerisinde “Sünnet şöleni” tertip etmek de gelenekselleşmiştir.

Ladik / Samsun

Dated: 4 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Samsun
0 Comments
Kuzey Anadolu sıradağlarının batıya doğru alçaldığı ve geçit verdiği bir alanda, Akdağ’ın kuzey eteklerinde kendi ismini alan geniş bir ova kenarında kurulmuştur. Yüzölçümü 558 km2, denizden yüksekliği ise 950 m. dir.
İlçenin akarsularından Tersakan çayı Yeşilırmak’ın bir kolunu oluşturur. Ladik Gölünden çıkarak batıya, oradan güneye, daha sonra doğuya kıvrılarak Yeşilırmak’la birleşir. Bu akış seyrinden dolayı adını Tersakan çayı olarak almıştır.
İlçe merkezinin 10 km. doğusunda yer alan Lâdik Gölü, Akdağ’dan inen akarsularla beslenir. Elips şeklindeki gölün uzunluğu 5 km. genişliği ise 2 km. dir.

Tarihçe
Bölge M.Ö 550 - M.Ö 332 yıllarında Perslerin hakimiyetine girmiştir. M.Ö 302 - M.Ö 71′lerde Pers soylularından Khistes İç Anadolu’da Krallığının temelini atarak, Karadeniz bölgesine doğru yayılmaya başlamış, Pontus Krallığı adını alan bu devlet, Samsun ve Amasya’ya hakim olmuştur.
M.Ö. 131 yılında Pontus Kralı VIII. Mitridat’ın kansı Veodikya Ladik ilçesini kurmuştur. Bir rivayete göre Veodikya adının zamanla halk dilinde değişerek Ladik olduğu ve ilçenin adının buradan geldiği ileri sürülmektedir.
Romalıların (M.Ö 71 - M.S. 395) Pontusluları yenmeleri ile bölge Romalıların hâkimiyetine girmiştir. M.S. 395′de Roma doğu ve batı olarak ikiye bölününce Ladik Doğu Roma (Bizans), imparatorluğunun sınırları içinde kalmıştır.
İslam uygarlıkları döneminde (705) Arapların eline geçen bölge 1071 Malazgirt Savaşından sonra Selçukluların eline geçmiştir. 1075′de Alpaslan’ın komutanlarından Melik Ahmet Danişment Gazi Amasya ve çevresini egemenliği altına aldı. Bir rivayete göre de ilçe adını komutanın kızı ileduk veya ildük Hatun’un isminden almıştır.
Selçukluların parçalanmasıyla kurulan Anadolu Beylikleri zamanında Ladik Kubatoğullarının yönetimine girmiştir. Osmanlılar ise Ladik’i 1428′de kesin olarak topraklarına katmışlardır.

Görülmeli-Gezilmeli

İlçenin tarihi M.Ö 3000′lere uzansa da yöredeki arkeolojik alanlar da yeteri kadar araştırma yapılmamıştır. Bu arkeolojik alanlar: Çakılarası, İnkaya Mezar ve Ören Yeri, Kale Tepe, Dökme Tepe, Dedealtı, Köy içi, Devşel Kaya. Tompul Tepe, Kilise Tepe, Kümbet höyükleridir. Ladik merkezinin güneyindeki tepede Ladik gölünün güney doğusunda bir kale kalıntısı da bulunmaktadır.

Ormanlık alanları, yaylaları ve şifalı sularıyla, Osmanlılar dönemin-de, Amasya’da yaşayan şehzadelerin ve ileri gelenlerin yazın sayfiye yeri olarak kullandıkları ilçede; yazlık saraylar, camiler, çarşılar, hamamlar vb. gibi bir çok eser yaptırılmıştır. Fakat bu eserlerin çoğu 1943 depremiyle yıkıntı haline gelmiştir.

Bu gün ayakta kalan eserlerden bazıları şunlardır :

Saat Kulesi
1889yılında inşa ettirilmiştir. 1943 depreminde büyük hasar görmesine karşın aslına uygun olarak tekrar yaptırılmıştır.

Bülbül Hatun Cami
II. Beyazıt’ın karısı Bülbül Hatun tarafından yaptırılmıştır. Depremde yıkılan camii aslına uygun olarak onarılmıştır.

Avcı Sultan Mehmet Cami
IV. Avcı Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Depremde tamamen yıkılan cami aynı yerine tekrar inşa edilmiştir.

Kümbet
Bir adı da Sadullah Sunullah Paşa Türbesidir. Kümbet bir Osmanlı eseridir.

Seyit Ahmet Kebir Türbesi
Selçuklu döneminin kumandanlarından Seyit Ahmet Kebir Ladikte yapmış olduğu savaşta ölünce isteği üzerine bu türbeye gömülmüştür. Mezarlık içinde kesme taş ve tuğladan yapılmış bulunan türbenin içinde 7 sanduka bulunmaktadır.
Bunlardan başka Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan ve halk tarafından ziyaret yerleri olarak kabul edilen tekkeler vardır. Bunlar; Süt Pınarı, Gülabdal Tekkesi, Sanlık Tekkesi, Karaoluk Tekkesi, Kılıçaslan Tekkesi, Kara Abdal (Sultan) Tekkesi, Işıklı Tekke, Zeyfe Baba Tekkesi, Dikilitaş Tekkesi, Dikmen Dede Tekkesi dır.

Gezi ve piknik Alanları
İlçenin en ünlü mesire yeri Hamamayağı (Hallaz, Hırlaz, Hilyas) kaplıcasının bulunduğu bölgedir. Ladik ilçesine 10 km uzaklıktaki bu yerde, kenarından küçük bir akarsuyun geçtiği piknik alanı ve kaplıca binası vardır.

Ladik ve Havza ilçelerindeki kaplıcalar tarih boyunca bilinmektedir. Romalılar ve daha önceki devirlerde de buralar insanları çeken sağlık merkezleri olmuştur.

Eski devirlerde kaplıcalar, suların nasıl tahlil edileceği bilinmediğinden içerdikleri maddelerden çok iyileştirdikleri hastalıklar ile meşhur olmuşlardır.

Bugün ise suların içerdikleri maddeler tek tespit edilmiştir. Ladik Hamamayağı kaplıca suyunun, Almanya’daki Bedeviciler, Liebenzell, Schlangenbad, warnbrunn, Wilbad, Wilstein gibi kaplıcaların suyuna eşdeğer olduğu kanıtlanmıştır.
Hamamayağı kaplıca suyu Türkiye’deki birinci dereceden önemli ve öncelikli kaplıca suyu olarak belirlenmiştlr. Romatizma, Sinir ve kas yorgunluğu, eklem kireçlenme, sinirsel hastalıklar, ameliyat sonrası yorgunluklar gibi hastalıklarda olumlu etki yapar.

Lâdik gölü ve çevresi, Akdağ yaylaları mesire yeri olarak idealdir.

Folklorik
İlçede Çevre îl ve ilçelerde oynanmakta olan Düzayak, Makinalı, Oğlan beni çaydan geçir, Sarıkız, Sanlama gibi horon oyunlarının yanında, Budakdere ve çevre köylerinde mistik türde Semah oyunuyla, Şeyh Şamil, Şeşen, Zefak gibi oyunlarda oynanmaktadır.

Ladikte düğünler Klasik Anadolu usulüdür. Ancak Kırsal kesiminde bazı farklılıklar görülmektedir.

Düğünlerde köçek tabir edilen kadın kılığına girmiş erkekler oyunlar oynar ve düğün sahibine yapılan parasal yardımları toplar.

Düğünlerde ilçe merkezinde olsun, köylerde olsun gelin ve damat hamamları yapılır. Gelin gündüz akrabalar ve arkadaşları ile birlikte hamama götürülür, hamamda eğlenilir ve banyo yapılır. Buna “gelin hamamı” denir. Damat İse gece davul zurna eşliğinde arkadaşları tarafından hamama götürülür ve yıkanır. Buda “Damat Hamamı” olarak adlandırılır.

Yemekler
ilçede yapılan yöresel yemeklerin çoğu hamur işidir. Bunlar: Erişte, Tutmaz Aşı, Mantı, îşkefe Tatlısı, Kaz Pilavı ve Seridi, Çerkez Halüğü, Çerkez Şibsisi, Dabusun, Malakto, Gobi Lobiya, Lobya, Hoşmerim, Kadayani Ekmek gibi çok çeşitlidir.

Yemekler gibi ekmeklerde çok çeşitlidir: Somun, Hamursuz, Parmaklı, Lavaş Pide, Dökme, Döndürme, Samsa Ekmeği, Cırlak (Pırıl), Akıtma, Yufka, Mısır Ekmeği gibi ekmekler yapılır.

Yöresel yemeklerinin dışında Ladik’in Tandır Kebabı da oldukça meşhurdur.

İklim
Ladik Karadeniz bölgesinde olmasına rağmen, Karadeniz bölgesi iklimi kuşağı dışında Karasal iklime yakın bir iklime sahiptir. Genellikle kışlar uzun ve sert, yazlar ise serin geçmektedir. Temmuz ve Ağustos aylarında Poyraz rüzgâr kışın ise halkın “Akyel” dediği ve karların çok kısa sürede erimesini sağlayan bir rüzgar eser. Yağışlar kışın kar, diğer üç mevsimde de genellikle yağmur şeklinde olmaktadır.

Ulaşım
Samsun’a 82 km. uzaklıkta olan ilçenin ulaşım problemi yoktur. Samsun’dan Ladik’e her zaman araç bulmak mümkündür.

Etkinlik
Her yıl Temmuz ayında düzenlenen geleneksel “Lâdik Panayırı” 1997 yılında “Akdağ Yayla Şenlikleri” adıyla bir festivale dönüştürülmüştür. Ladik Belediyesince düzenlenen bu şenlikler artık Haziran ayında yapılacaktır. Şenlik çerçevesinde çeşitli yarışmalar ve sportif faaliyetler ile folklar gösterileri ve güreş müsabakaları düzenlenmektedir.

Havza / Samsun

Dated: 4 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Samsun
0 Comments
Havza’nın kuzeyi Sıralıdağları ile çevrilidir. Batısında Taşan (Tavşan) dağları yer alır. Bu dağların etekleri yayla konumundadır. En önemli akarsuları; Tersakan, Derinöz ıle İstavruz’ dur.Havza’nın doğusunda yeralan Lerdüge tümülüslerinde yapılan arkeolojik araştırmalar ilçenin tarihınin M.Ö. 100 yıllarına kadar uzandığını göstermektedir.
Havza’da Romalıların ve Bizanslıların yaşadığı da bilinmektedir.
Havza / Samsun
Eski tarihçiler ilçedeki şifalı suların o dönemlerde çok meşhur olduğunu hatta Romalıların buraya (Thermee) Phoseemeomitarem adını verdiklerini belirtmişlerdir.
Kasaba şifalı suları nedeniyle yıllarca büyük krallar ve beyler arasında el degiştirmiştir.
Adını 1156′da Amasya hükümdarı olan Kavz-Han’dan almıştır. Kavz adının 1245 tarihinde Selçuklu hükümdarlarından Sadi Paşa tarafından Havza olarak değiştirildiği ileri sürülmektedir.
Beylikler döneminde Havza Canik Beylerinden Taşanoğulları tarafından idare edilmiştir. Osmanlılar ülkede birliğin sağlanması için beyliklerin kendi egemenliğine girmelerini amaçlamıştır. Bu amaçla Amasya valisi II. Murat, Yörgüç Paşayı görevlendirerek, Taşanoğullarının egemenliğindeki Havza yöresini Osmanlı egemenliği altına almıştır. Böylece Havza 1430 tarihinde Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Görülmeli-gezilmeli

Lerdüge Tümülüsleri
Havza’nın 21 km. doğusunda Lerdüge köyünde beş tümülüs saptanmıştır.1946 yılında başlatılan çalışmalarda çıkan buluntular Ankara Arkeoloji Müzesine gönderilmiştir.
Ortaya çıkartılan yapının, mimari tekniği ve diğer buluntulardan M.Ö. 100- M.S. 200 yılları arasında kullanıldığı anlaşılmıştır. Demir kenetlerle birbirine bağlanmış taş girişten 15 m. uzunluğundaki tonoz örtülü dramos’a geçilmektedir. Moloz taş duvarlar sıvalı alt bölüm al boyalıdır. Gömüt odasına taştan oyularak açılmış küçük bir kapıdan girilmektedir. Gömüt odasının duvarları insan, hayvan tasvirleriyle süslenmiştir. Altın süs gereçler, tunç kandiller, çeşitli şişeler tümülüste bulunan eşyalardır.
Havza ilçesindeki diğer arkeolojik alanlardan elde edilen buluntular üzerinde yeterli araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Bunlar; Tepecik, Dökmetepe, Patlaguç, Kayalı tepe, Garcotepe, Cintepe, Cevizbaşı, Örentepe, Çamtepe, Çeştepe, Bacatepe, Şeyh Safi, Manevra Tepe, Hakim Tepe, Kaletepe, Taşkaraca ören, Anıttepe höyükleridir.

Mustafa Paşa Cami
Havza’nın imaret mahallesinde’dir. 1256 yılında yapılmıştır. Osmanlılar döneminde iki kez onarılan cami, kare planlı ve üstü kiremit çatı ile örtülüdür.

Mustafa Bey Türbesi
1429 yılında yaptırılmıştır. Kare planlı olup, alt kesimi kesme taştan, üst kesimi taş ve tuğla karışımı, kubbeli bir yapıdır. Geometrik motiflerle örülmüş tuğla örtüsü özgündür.

İmaret
Havza ilçe merkezinde imaret mahallesindedir. Amasya emirlerinden Atabeyzade Mustafa Beyin damadı Yörgüç Paşazade Mustafa Bey tarafından 1429 yılında yaptırılmıştır.
Kesme taştan, yapılmış olup, düz çatılıdır. 1938 ve 1940 yılları arasında onarılıp Atatürk Kütüphanesi olarak hizmete açılmıştır. 1968 de ikinci kez onarılan yapı bu gün aşevi olarak kullanılmaktadır.

Kurt Köprüsü
Havza ilçesine bağlı Kayabaşı (Tahna) köyündedir. Kesin yapılış tarihi bilinmeyen köprünün Roma döneminde onarıldığı tahmin edilmektedir. İstavroz çayı üzerinde kurulmuş olan köprünün iki büyük gözü ve ortasında bekçi evi bulunur. Yaklaşık 2m. genişliği ve 12m. yüksekliği vardır.

Gazi Konağı
M. Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele yıllarında Havza’da ikamet ettiği, o günkü adıyla Mesudiye Oteli’dir. Atatürk 25 Mayıstan 12 Haziran tarihine kadar burada kalmıştır.
Uzun süre belediye binası olarak kullanılan üç katlı yapı daha sonra Gazi Odası haline getirilmiştir. Günümüzde Atatürk Müzesi olarak kullanılan bina, hafta içi ziyarete açıktır.

İstasyon Binası
İki katlı olan yapı kesme taştan inşa edilmiş olup çatısı Marsilya kiremiti ile örtülüdür.

Büyük Hamam (Vakıf Hamamı)
İmaret mahallesi, Hamam sokağında bulunan tarihi kaplıca; Bizans döneminde yapılmış olan eski yapı yıkılarak yerine yeniden inşa edilmiştir. Adeta Havza’nın sembolü haline gelen bu tarihi hamam vakıf kayıtlarına göre 1256 yılında Selçuklu sultanı II. Mesud tarafından yaptırılmıştır.
Bu hamam Kızgözü - Aslanağzı Hamamı olarakta bilinmektedir. Hamama bu adın verilmesl tabiki bir efsaneye dayanmaktadır. Bir çok kaplıcada olduğu gibi Kız gözüne de kutsal yer olarak bakılmakta; bu sudan içen ve 20 defa banyo yapan insanın hiç bir hastalığının kalmayacağına inanılmaktadır.
Soyunmalık, soğukluk ve sıcaklık olmak üzere üç bölümlü ve kubbeli klasik Türk hamamı tarzındadır. Sıcaklık bölümünün ortasında bir havuz bulunmaktadır.
Hamamın ana kurnası aslanağzı, yanında bulunan sütun ise kız gözü olarak adlandırılır. Bazıları kız gözünden akan suyun ince muntazam teribatlı bir mercandan sızdıgını iddia etmekte ise de, bazıları da hamam buharlarının toplanmasından ibaret bir su olduğunu söylemektedirler. Hamamın kubbesinden hiç su damlamadığına göre, mimarın bu buhar sularını herhangi bir şekilde toplayıp bir noktaya taşımış olması ihtimali daha kuvvetli görünmektedir.
100 kişi kapasitesi olan hamam gündüzleri kadınlara geceleri erkeklere açıktır. Bu hamamın hemen yanında 22 özel banyosu da vardır.

Küçük Hamam (Şifa kaplıcası)
1429 yılında Amasya Emiri Mustafa bey tarafından büyük hamama ilave olarak yaptırılmıştır. Bir havuzu olan bu hamam 50 kişi kapasiteli olup devamlı erkeklere açıktır.

Maarif Hamamı
İmaret mahallesi Hamam sokağında Büyük hamamın 50m. batısında yer almaktadır. II. Abdülhamit’in son dahiliye nazırı Maznun Paşazade Mehmet Memduh Paşa tarafından Sivas Valisi iken “1890-1894″ tarihleri arasında yaptırılmıştır. Üstünde bulunan özel banyolar ve otel kısmı yenidir.
Bu hamamda 1 havuz, 3 kurna, 6 tek kurnalı özel bölmeler bulunmakta, olup, 100 kişi kapasitelidir. Hamamın yeni eklenmiş olan kısımlarında ise 9 özel banyo vardır. Hamamın üstünde 60 yataklı bir otel yeralmaktadır. Bu hamam gündüzleri bayanlara, geceleri erkeklere hizmet vermektedir.

Kaplıcalar
Havza’da turizm faaliyetlerinin büyük bir bölümü termal turizme dayanmaktadır. Kaplıcalar yaklaşık 2000 yıldan beri kullanılan tarihi sağlık tesisleridir. Şifalı suları bulunan ilçeye eski çağlardan beri bazı hastalıkların tedavisinde yaradığı için çevreden hatta bütün Anadolu’dan çok sayıda insan gelmektedir. Diğer bir deyişle Havza’da daha çok sağlık, dinlenme ve temizliğe dayalı turizm söz konusudur.
Havza’nın içerisinde Samsun-Ankara yoluna yaklaşık 1 km. uzaklıkta bir tepenin eteğinde beş kaplıca bulunmaktadır.

Aslanağzı - Kızgözü
Şifa ve maarif hamamları; diğer iki tanesi ise MTA’nin araştırmaları sonucu 1986 yılında bulunan ve çıkarılan sıcak suyun değerlendirilmesi amacıyla sonradan yapılmış Modern Türk Hamamı, Lokman Hekim Hamamıdır.
Havza kaplıcalarının şifalı suları; çeşitli romatizma, kırık-çıkık sekelleri ve mevzi ağrıları, sinir, mide, bağırsak, metabolizma, kansızlık gibi hastalıklara iyileştirici etki yapmaktadır.
Havza kaplıcaları Turizm Bakanlığı tarafindan Termal Turizm Merkezi olarak ilan edilmiştir. 56°C sıcaklığa ve günde 10.080 kişi banyo kapasitesine sahiptir. (56°C kaynak çıkış sıcaklığıdır.)
Milli Mücadele yıllarında Atatürk Havza’ya geldiğinde, şifalı kaplıcalardan faydalanma firsatı da bulmuştur.
İmaret mahallesi hamam sokağında Büyük Hamam, Küçük hamam ve Maarif hamam gibi tarihi hamamların yanında 1986 yılından sonra yapılmış hamamlar şunlardır:

Modern Türk Hamamı
1986 yılından sonra Havza Belediyesi tarafindan yapılan hamamlardan birisidir. Vakıf kaplıcalarının yaklaşık 100m. aşağısında inşa edilmiştir. Umumi hamamın ortasında bir havuz bulunmakta olup, 150 kişilik kapasiteye sahiptir. Hamamın altında 13 özel banyosu bulunmaktadır. Bu hamam da gündüzleri bayanlara, geceleri erkeklere açıktır.

Lokman Hekim Hamamı
Maarif hamamının 50m. ilerisinde inşa edilmiştir. 100 kişilik umumi bölümünden hariç 10 özel banyosu vardır.
Bu hamamların dışında Belediye tarafindan yaptırılmış umumi bölümleri olmayıp, özel banyoları olan termal oteller, moteller de vardır.
Bunlar;
Belde Termal Otel 22 Özel banyo
Termal Moteller 21 Özel banyo
Tursan Termal Otel 20 özel banyo olarak sıralayabiliriz.

Gezi ve Piknik Alanları
Çevresinde ve ülke çapında böylesine meşhur kaplıcalara sahip olan Havza’ya yakın yerlerden günübirlik gelenler olduğu gibi yurdun her köşesinden bir haftalık, 15 günlük, 20 günlük süreler için gelenler de vardır.
Havza’nın etrafı ormanlarla kaplanmış dağlarla çevrilidir. Bu nedenle yakın çevresinde piknik ve mesire alanı oldukça fazladır. Ancak Havza’da bunun için pek fazla uzağa gitmeye gerek yoktur. Çünkü ilçe merkezinde çevreleyen ağaçlarla kaplı bayırlar bu iş için ideal mekanlardır. Özellikle hamamların bulunduğu imaret mahallesi oturup dinlenmek, piknik yapmak için son derece elverişli alanlara sahiptir.

Yemekler
Samsun’un hemen hemen tüm ilçelerinde olduğu gibi keşkek ve tirit Havza’nında en meşhur yemeğidir. Havza’da hamur işleri de yaygın olarak yapılmaktadır.

İklim
Vadi yamacında kurulmuş olan ilçede karasal iklim hakim durumdadır. Ancak yüksekliği nedeniyle yazları serin geçer. Kışlar ise çok soğuk ve kar yağışlıdır. Yağmur ilkbaharda bol miktarda yağar. Kışın karayel ,yazın kıble rüzgarları Havza’yı etkisi altına alır.

Ulaşım
Havza. Samsun-Ankara Devlet Karayolu üzerinde kurulmuş bir ilçemizdir. Samsun’a uzaklığı 86 km. dir. Samsun’dan Havza’ya ulaşım problemi yaşanmamaktadır. Her gün her saat araç bulmak mümkündür.

Etkinlikler
Milli Mücadele yıllarında Atatürk’ün Havza’ya geldiği gün olan 25 Mayıs’ta her yıl “Atatürk’ü Anma ve Kutlama Festivali” adı altında bir şenlik düzenlenmektedir. Bu şenliklerde Karadeniz Kırkpınarı diye adlandırılan yağlı pehlivan güreşleri yapılmaktadır. Bir hafta süreli festivalde çeşitli spor müsabakaları, eğlenceler, kültürel etkinlikler gerçekleştirilmektedir.

Çarşamba / Samsun

Dated: 4 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Samsun
0 Comments
TARİH;
Çarşamba’nın ne zaman kurulmuş olduğuna dair kesin bilgiler yoktur. Ancak Yeşilırmak ovası merkezinde kurulu olan ilçenin M.Ö. 4000′lerden bu güne bir yerleşme merkezi olduğuna dair görüşler vardır.
Çarşamba M.Ö. 4000′lerden itibaren Hitit, Frig ve Pers egemenlikleri altında yaşamıştır. M.S. 63′de Roma İmparatorluğuna bağlanmış daha sonra da Bizans topraklarına katılmıştır. Bu durum 1200 yıllarına kadar sürmüştür.
Beylikler döneminde Canik Beylerinden Tacettinoğullarının idaresindeydi. 1428′de Yörgüç Paşa, Hacı Ali Paşa ve Hazinedaroğulları tarafından idare edilmiştir. Çarşamba ilçesi Yeşilırmak’ın doğu yakasından Çay Mahallesi, batı yakasında Sarıcalı Mahallesi olmak üzere bu alanın çevresinde gelişmeye başlamıştır.
Çarşamba’nın ovada merkez rolünü üstlenmesinde, ilki 1370 yılında kurulmuş olan panayırın etkisi büyüktür. Bu panayır Çarşamba günleri kurulduğundan ilçenin adı da buradan gelmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu zamanında da idari teşkilatta önemli bir ilçe olarak yerini almış olan Çarşamba’da Cumhuriyetten sonra 1925′de Belediye teşkilatı kurulmuştur. İlçede ilk Tunç Çağı yerleşmeleri olan; Tepecik, Kilise Tepe, Tünbütepe Höyükleri vardır.
Çarşamba ilçe merkezi doğuyaka mezarlığı içinde yer alan Göğceli Camii Anadolu ahşap mimarisinin en güzel örneklerinden birini oluşturmaktadır. 1206 yıllarında yapıldığı tahmin edilen camiye 1335 yılında revak kısımı ilave edilmiştir. Camii tamamen ahşap olup, tek katlıdır. Dış kısmı çok kalın ve yaklaşık 25 m. uzunluğundaki kalasların birbirine geçirilmesi ile yapılmıştır. Caminin en önemli özelliğinden biri yapımında hiç metal çivi kullanılmamış olmasıdır. Caminin etrafındaki mezarlık garipler mezarlığı olarak bilinmektedir. Camii tescil edilmiş tarihi eserler kapsamındadır.
Çarşamba’da Osmanlılar döneminden kalma camiler de vardır. Bunlar; Rıdvan Bey Camii (1781), Abdullah Paşa Camii (1847), Değirmenbaşı Camii ( 1916), Yeni Keten Camii (19 yy. sonları), Kanarya Camii dir. Ayrıca Yaycılar Köyünde de 1619 tarihlerinde yapıldığı tahmin edilen yine ahşaptan Şeyh Habil Camii yer alır. 1931 yılında yapılmış, Çarşamba Köprüsü de, Cumhuriyet döneminin ilçeye en önemli armağanı olarak hala hizmet vermektedir.
GEZİ VE MESİRE YERLERİ:
Çarşamba ilçesi geniş ovalık alanları, Yeşilırmak ve çevresindeki doğal güzellikleriyle gezip görmeye değer yörelerimizdendir. İlçe, Terme ilçesi sınırlarından başlayıp, Tekkeköy ilçesi sınırlarına kadar uzanan sahilinde; Civa burnu istikametinde ilçe merkezine 10-12 km. uzaklıktaki, ince kumlu plajları ve doğal gölleriyle dikkat çeker. Çevresi sazlık olan Çarşamba gölleri su ürünleri açısından zenginlikleri ile meşhurdur.

FOLKLORİK DEĞERLER:
Lozan Barışı’ndan sonra Samsun’a ve dolayısıyla Çarşamba’ya Selanik, İskeçe, Kavala, Kafkasya, Doğu Karadeniz, Gürcistan ve diğer ülkelerden gelenler yerleşmiştir. Bu göçlerle gelen değişik kültürler Çarşamba da zengin bir folklor birikimi oluşturmuştur. Yöre oyunları çok çeşitlidir. Kemençe eşliğinde oynanan Horonlar, davul ve zurna ile oynanan Rumeli oyunları ve Halaylar, bağlama ile oynanan Kol havaları, akordion ile oynanan Kafkas oyunları bu çeşitliliğin örneklerindendir. Çarşamba’da saz yapımı da yaygındır.Yörede Garip, Yaylalı semah ve kerem havaları çoğunluktadır. Çarşamba türküleriyle de ünlüdür. Çarşamba dedikleri, Çarşamba’yı sel aldı bunlardan en ünlüleridir.Mısır Pastası, Mısır Çorbası, Karalahana Çorbası ve Sarması, Kaz Tiridi gibi mahalli yemekler yapılmaktadır.Öğretmenevi’nden de konaklama tesisi olarak yararlanılabilir.