Ceylanpınar

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Şanlıurfa
0 Comments
urfa ilçesi ceylanpınar
Şehrin adı Roma ve Bizans kaynaklarında Resaina ve Resain formlarında kullanılmıştır. 383 yılında Bizans imparatoru I.Theodosius tarafından bir takım imtiyazlarla birlikte Theodosiopolis ismini de almıştır.
Araplar ise şehre ‘Ayn el-Varda ve Funduk el-Ra’s isimlerini vermişlerdir.
639 yılında Şam ordusu komutanı İyâd b. Ganem tarafından Urfa ve Harran’dan sonra ele geçirilmiştir.
Bizans imparatoru I. Ioannes Çimişkes 959 yılında Diyarbakır ve Nusaybin’i ele geçirdikten sonra Ceylanpınar’ı da yağma ve tahrib etmiştir.

Şehir, Suriye seferine giden Timur’un da Ocak 1394 yılında ikinci kez yağma ve tahribine maruz kalmıştır.
1921 yılında Türkiye-Suriye sınırı çiziminden sonra ülkemizde kalan kısmına Ceylanlarının çokluğundan dolayı şimdiki adı verilmiş ve 1981 yılında da ilçe yapılmıştır.

Akçakale

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Şanlıurfa
0 Comments
Akçakale 640 yılında Şam ordusunun 661 yılında Emevîler’in eline geçti. 750 yılında Emevîler’in ortadan kaldırılması üzerine Abbasi hakimiyetine geçen yöre 1087′de Selçuklular tarafından feth edilmiştir.
1144 yılında Urfa’nın Zengiler tarafından fethedilmesi ile Musul Atabeyliğine bağlanan bölge daha sonra Eyyubiler’le Anadolu Selçukluları arasında paylaşılmıştır.

1244 yılında Tatarlar, 1260′da ise Moğollar tarafından tahrib edilen şehir Türkiye-Suriye sınırı çizilmeden önce Tel Ebyâd (Beyaz Tepe) olarak biliniyordu. 1921′de sınır tespitinden sonra Akçakale olarak tanındı ve 1946 yılında ilçe haline getirildi.

1 bucağı ve 73 köyü vardır. 2000 Genel Nüfus sayımı Geçici sonuçlarına göre nüfusu 78.363 dir. ( İlçe Merkezi : 33.339, Köy Nüfusu: 45.024 )

Harran

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Şanlıurfa
0 Comments
urfa harran ovası ilk üniversite
Tevrat’ta Hârân olarak geçen yerin burası olduğu söylenilir. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamber’in torunlarından Kaynan’a veya İbrahim Peygamber’in kardeşi Aran’a (Haran) bağlarlar.
13.yüzyıl tarihçilerinden İbn Şeddad, Hz. İbrahim’in Filistin’e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu yazmaktadır. Bu nedenle Harran’a Hz. İbrahim’in kenti de denildiğini, Harran’da İbrahim Peygamberin evinin, adını taşıyan bir mescidin, onun otururken yaslandığı bir taşın varolduğunu söylemektedir.

Harran tarihiyle ilgili en doğru bilgiler arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulara dayanmaktadır. Harran adına ilk defa, Kültepe ve Mari’de bulunan M.Ö. II. bin başlarına ait çivi yazılı tabletlerde “Har-ra-na” veya “Ha-ra-na” şeklinde rastlanılmaktadır. Kuzey Suriye’de bulunan Ebla tabletlerinde ise Harran’dan “Ha-ra-na” olarak bahsedilmektedir. M.Ö. II. binin ortalarına ait Hitit Tabletlerinde, Hitit’lerle Mitanni’ler arasında yapılan bir anlaşmaya Harran’daki Ay Tanrısının (Sin) ve Güneş Tanrısının şahit tutulduğu belirtilmektedir.

Bu tarihi belgelerden anlaşıldığına göre, Harran adı 4.000 yıldan beri değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Harran adı, Sümerce ve Akatca “Seyahat-Kervan” anlamına gelen “Haran-u” dan gelmektedir. Bazı kaynaklar bu kelimenin kesişen yollar veya çok şiddetli sıcak anlamına geldiğini de kaydetmektedirler.

Gerçekten de Harran, Kuzey Mezopotamya’dan gelerek batı ve kuzey batıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asur’lu tüccarların da önemli uğrak yerlerinden biri idi. Anadolu’dan Mezopotamya’ya Mezopotamya’dan da Anadoluya olan ticaret binlerce yıl Harran üzerinden yapılmıştır. Bu da burada zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur.

Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin (Sabiizm) önemli merkezi olması yönüyle ünlü idi. Bu nedenledir ki Harran’da Astronomi ilmi çok ilerlemiştir.
Urfa’nın Hrıstiyanlığın en önemli merkezlerinden biri haline gelmesine karşılık, Asur, Babil ve Hitit devirlerinden beri Harran’da süre gelen Sabiizm varlığını M.S. İI. yüzyıla kadar sürdürebilmiştir. Bu nedenle Hrıstiyanlar Harran’a Putperest şehri anlamına gelen “Hellenopolis” adını vermişlerdir. Dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden birisi “Harran ekolü”dür.

Harran’da bir çok büyük bilgin yetişmiştir. Devrin, en büyük Matematikçilerinden, Tabiplerinden ve Yunan filozoflarının eserlerini Arapçaya çevirenlerden 821 doğumlu Sabit bin Kurra, dünyadan ay’a olan uzaklığı doğru olarak hesaplayan Battani (Avrupalılar Albetegni veya Albatanius derler), Yunan filozoflarının maddenin bölünebilen en küçük parçasının (atom) parçalanamaz olduğuna dair iddialarını kabul etmeyen, oysa bölünmez kabul edilen bu parçanın müthiş bir enerji ile paraçalanarak Bağdat gibi bir şehri yıkabileceğini söyleyen ve böylece Atom’un mucidi sayılan Cabir bin Hayyan, Din bilgini Şeyhülislam İbni Teymiye Harran’daki okullarda yetişmiş dünyaca ünlü bazı alimlerdir.

Emevi hükümdarlarından II. Mervan, Harran’ı devletin başkenti yapmıştır. Emevilerin Asya bölümü 750 yılında Abbasilere yenilerek Harran’da sona ermiştir. Abbasi hükümdarı Harun Reşit zamanında kurulan “Harran Üniversitesi” dünyada büyük bir ün kazanmıştır.
Fatimiler, Zengiler, Eyyübiler ve Selçuklular gibi İslam Devletlerinin yerleşmelerine sahne olan Harran, 1260 yılı başlarında Moğollar tarafından işgal edildi. 1270 yılında Moğollar burayı ellerinde tutamayacaklarını anlayınca Harran’ın Camiini, surlarını ve kalesini yakıp yıkarak kenti tahrip ettiler. Bundan sonra Osmanlı Döneminde dahi Harran eski parlak günlerine bir daha dönemedi.

Harran, Cüllab ve Deysan ırmaklarının suladığı bir ovada kuzey Mezopotamya’da kurulmuştur. Harran ovası bir ağ gibi su kanalları ile örülmüş bir tarım sahası idi. 1184 yılında Harran’ı ziyaret eden seyyah İbni Cübeyr, burasının gölgelik ve ağaçlık olduğunu, çeşitli meyve ve sebzelerin yetiştiğini yazmaktadır. Uzun süren bir kuraklık sonucunda da harap olduğunu söylemektedir.
13. yüzyıla ait seyahatnamelerde Harran’da 4 medrese (Üniversite), bir hastahane, 1 düşkünler yurdu ve 8 hamamın bulunduğundan söz edilmektedir.
Bu gün Cüllab ve Deysan ırmakları kurumuş olduğundan, Harran sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında 5000 yıllık tarihi ile ayakta durmaktadır. Tipik evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimarikalıntıları, geceleyin gök yüzünde pırıl pırıl yıldızları ile turistlerin büyük ilgisini çekmektedir.

HARRAN’IN GÖRÜLMEYE DEĞER ESERLERİ

HARRAN EVLERİ
Harran’ın turistler tarafından en çok ilgi çeken yanı, küllah biçimindeki konik tipik evleridir. Harran denilince hemen bu evler akla gelir. Harran evlerinin oluşturduğu ilginç mimari dokuya dünyanın hiç bir yerinde rastlanılmamaktadır. Harran harabelerindeki antik mimari kalıntılardan toplanan tuğlalarla köylüler tarafından yapılan bu evler, kare bir alanın üzerini örten küllah biçiminde bir kubbeden oluşmaktadır. Yanyana gelen tek kubbeler iç kısımda kemerlerle birbirine bağlanmış ve içeride geniş bir oturma mekanı elde edilmiştir. Bölgenin iklimine uyumlu olan bu evler yazın serin kışın sıcaktır.

Harran’ın bu evlerinde tavukların daha çok yumurtladığı, at gibi bazı hayvanların daha uysal olduğu, kuru soğanların daha çabuk filizlendiği, yiyeceklerin bozulmadığı halk arasında söylenmektedir.

ŞEHİR SURLARI
Harran’ı çevreleyen, yaklaşık 4 km. uzunluğundaki şehir surları bugün görülebilir bir şekilde ayakta durmaktadır. 187 adet burcu bulunan surların; Batıda Halep kapısı, kuzeyde Anadolu Kapısı (Rum Kapısı), doğuda Aslanlı Kapı, Musul Kapısı ve Bağdat Kapısı, güneyde Rakka Kapısı olmak üzere toplam 6 kapısı vardır. Bu kapılardan Halep Kapısı ayakta olup diğerleri yıkılmıştır.
HARRAN KALESİ
Kentin güneydoğusunda yer alan Harran Kalesi şehir surlarına bitişik olarak inşa edilmiştir. Çeşitli dönemlerde hükümdarlık sarayı olarak kullanılan üç katlı kale yer yer yıkılmış bir durumdadır. 1059 yılında İslam devletlerinden Fatimiler tarafından restore edilerek yenilenen Harran kalesinin esas inşa tarihi bilinmemektedir.

HARRAN ULU CAMİİ
Harran Höyüğünün kuzey doğu eteğinde yer alan Ulu Cami, Emevi Hükümdarı II. Mervan tarafından 744-750 yılları arasında yaptırılmıştır. Bazı kaynaklarda “Cami-el Firdevs” (Cennet Camii) veya “Cuma Camii” olarak da geçer. Harran Ulu Camii Anadolu’nun en eski, en büyük ve en zengin taş süslemeli camiidir.
Mihraba paralel üç sütun sırayla dört sahına ayrılmış olan cami kubbesinin bulunmadığı, üzerinin tamamının ahşap çatıyla örtülü olduğu bir yangın neticesinde bu örtünün çöktüğü arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulardan anlaşılmıştır.

Bugün camiin kitabeli doğu duvarı, kıble duvarı, mihrabı, cami iç mekanına giren orta kemeri ve kare gövdeli minaresi ayaktadır. Zengin taş süslemeli çok sayıdaki sütun başlığı ve kemer taşları gibi mimari parçalar camiin kalıntıları arasındadır.

ŞEYH HAYAT-EL HARRANİ TÜRBESİ VE CAMİİ
Şeyh Hayat-el Harrani 12. yüzyılda yaşamış İslam’ın ermiş ve alimlerindendir. M.S. 1185 tarihinde Harran’da vefat edince türbesi 1195 tarihinde Harran surlarının kuzeybatı tarafında ve sur dışındaki mezarlığa inşa edilmiştir. Türbe çok sayıda ziyaretçi çekmektedir. Hz. İbrahim’in babası Azer (Tarah)’in de buraya defnedildiği söylenmektedir. Türbenin güneyine bitişik olarak camii bulunmaktadır.

HARRAN HÖYÜĞÜ
Harran kentinin ortasında yer alan höyükte, ilk arkeolojik araştırmalara 1951 yılında Türk-İngiliz ortak çalışmalarıyla başlanılmıştır. O tarihten 1983 yılına kadar bu tarihi kent arkeologların gözünden ırak olmuştur.

1983 yılında arkeolog Dr. Nurettin Yardımcı başkanlığındaki bir heyetle arkeolojik kazılara yeniden başlanmıştır. Harran Höyügünde M.Ö. III. binden M.S. 13. yüzyıla kadar çeşitli buluntulara rastlanmıştır. Bu buluntuların içersinde en önemlisi Babil Kralı Nabonid dönemine ait olan çivi yazılı keramik parçalarıdır. Bu keramiklerde Kral Nabonid’den ve Harran’daki Sin Mabedinden bahsedilmektedir. Kazılar halen devam etmekte olup bulunan eserler Urfa Müzesi’nde teşhir edilmektedir.

HAN-EL BA’RÜR KERVANSARAYI
Eyyübiler dönemine ait olan bu kervansaray Harran ören yerinin 20 km doğusundaki Göktaş köyünde bulunmaktadır. Yolu şose olup otomobil ve otobüsle gidilebilir.

Tamamı 65İ66 m.lik bir alan üzerine inşa edilmiştir. Kervansaray’ın kuzey cephesindeki portal kitabesinde 1128-1129 tarihinde El Hac Hüsameddin Ali Bey İmad Bin İsa tarafından yaptırıldığı yazılıdır.

Ticaret kervanlarının konaklaması için inşa edilmiş olan Han-el Ba’rür, klasik Selçuklu kervansarayları planındadır. Kervansaraya giriş kuzey cephesindeki anıtsal portaldan olmaktadır. Giriş eyvanın sağında mescit, solunda muhafız odası bulunur. Kare avlunun etrafı ahırlar, kışlık ve yazlık odalarla çevrilmiştir. Kuzey batı köşesinde ise hamam bulunmaktadır.

Düzgün kesme taşlardan bir kale görünümünde inşa edilmiş olan bu tarihi yapı günümüzde harab bir durumdadır.

ŞUAYB ŞEHRİ HARABELERİ
Harran’a 45 km., Han-el Ba’rür Kervansarayına 25 km. mesafede tarihi bir kent kalıntısıdır. Yolu şosedir. Otomobil ve otobüsle gidilebilir.Buradaki yüzlerce kaya mezarı üzerine kesme taşlardan yapılar inşa edilmiştir. Bu yapıların bazı duvar ve temel kalıntıları günümüze kadar gelebilmiştir. Oldukça geniş bir alana yayılan bu tarihi kentin etrafı yer yer izleri görülebilen surlarla çevrilidir.
Şuayb Şehri harabeleri arasında bir mağara ev, Şuayb Peygamberin makamı olarak çok sayıda ziyaretçi çekmektedir.

SOGMATAR HARABELERİ
Harran’a 60 km. Şuayb Şehri’ne 15 km. mesafededir. Yolu şosedir. Otomobil ve otobüsle gidilebilir.Soğmatar’da bir höyük ve bunun üzerinde M.S. II. yüzyıla ait kalenin duvar ve burç kalıntıları ile köy içerisinde tapınak kalıntıları bulunmaktadır.
Kökü Harran Sin kültüne dayanan Sabiizmin ve baştanrı Marilaha’nın kült merkezi olduğu bilinen Soğmatar ören yerinin en önemli kalıntısı baştanrı ve mukaddes gezegenlere ibadet edilerek kurban kesilen açık hava mabedidir. Kayadan oyma diğer bir mağara mabedin duvarlarında o dönemden kalma yazılar ve gezegenleri tasvir eden insan röliyefleri bulunmaktadır. Ayrıca kalenin batısında bulunan açık hava mabedi üzerindeki kayalarda tanrıları tasvir eden insan röliyefleri ve yazıları işlenmiştir.Soğmatar’da Roma devrine ait çok sayıda kaya mezarı bulunmaktadır. Ayrıca köyün kuzey batı kesimindeki tepeler üzerinde üç tane anıtsal mezar bulunmaktadır.

Birecik

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Şanlıurfa
0 Comments
TARİHÇE
1894 yılında yapılan kazılarda Şehrin Paleolitik (Eski taş devri) döneminden beri yerleşim birimi olduğu anlaşılmıştır. M.S. 35 yılında Romalıların, Haçlı seferleri sırasında (1099) Fransız Kontluğunun eline geçmiştir.
Daha sonra Artukoğullarına bağlanan Şehir, 7. yüzyılda Arap ordularınca fethedilmiş, çeşitli devletlerin hakimiyetinden sonra Moğol istilasına uğramıştır.

Yavuz Sultan Selim tarafından 1516 yılında Osmanlı topraklarına katılan Birecik, 1919 yılında önce İngilizlerin, daha sonra Fransızların işgalinde kalmış, 10 Temmuz 1920 tarihinde kurtuluşunu sağlayarak hürriyetine ve Türkiye Cumhuriyetine kavuşmuştur.

GEZİLMELİ-GÖRÜLMELİ
Şanlıurfa’nın 80 km batısında Birecik, Fırat üzerine bağdaş kurmuş gibidir. Soyu tükenmekte olan Kelaynak kuşları, her yıl Birecik’teki Fırat Vadisi’ne gelerek ornitoloji meraklılarına seyir olanakları sunar. Türkiye’de halen çok sınırlı sayıda bulunan Kelaynaklar’ın dünyadaki tek üreme alanları Fırat Vadisi kayalıklarıdır.
Dünyada soyu tükenmekte olan ve Türkiye’de yalnızca Birecik’te yaşayan Kelaynaklar Şanlıurfa yöresindeki hayvan türlerinden en ilgincidir. İbidae soyundan olan Kelaynaklar baş ve gerdanları tüysüz olduğundan bu adla anılmaktadır. Birecik’ten başka Fas ve Cezayir’de yaşayan Kelaynaklar kış aylarında Etiyopya ve Madagaskar’a göç ederler ve şubat ortasından başlayarak Birecik’e gelirler. Kayalık yamaçlarda yuva kurar, yumurtlama döneminden sonra temmuz ayı ortalarında geri dönerler. Birecik’te her yıl Kelaynak Festivali düzenlenmektedir.
Efsaneye göre Nuh’un gemisi Ağrı dağına oturunca üç çift kuş salıvermiştir. Bu kuşlardan bir çifti de Kelaynak kuşlarıdır. ayrıca Fırat kenarında piknik yapmak, yüzmek ve Birecik’te bulunan restaurantlar da yemek yemek,yüzmek ve dinlenmek için tura çıkılabilir.

Şanlıurfa

Dated: 6 Eki 2008
Posted by Heartless
Categoiry: Şanlıurfa
0 Comments
Kentin “Peygamberler Şehri” olarak tanınması dini turizm açısından büyük önem taşımaktadır.
Musevi, Hristiyan ve Müslümanlar tarafından tanınan Hz. İbrahim (A.S)’ın Urfa’da doğup yaşadığına inanılmış olması bu kentin her üç dine mensup topluluklarca kutsal olarak tanınmasına neden olmuştur. Hz. İbrahim (A.S)’ın doğduğu mağara, ateşe atıldığında düştüğü yerde oluşan Halil-ür Rahman ve Aynzeliha Gölleri ile çevrelerindeki kutsal mekanlar her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilmektedir.
Şanlıurfa’nın Tarihi
Şanlıurfa’nın bulunduğu yerde, M.Ö 2000 yıllarında Hurrit Devletinin bir kenti bulunuyordu. Bazıları, İbrahim Peygamberin, şimdi Mevlid Halil camiinin bulunduğu yere yakın bir mağarada doğduğuna inanır. Bugün mağara , kutsal yer olarak ziyaret edilmektedir ve girişteki güvercin sürüleri yaşlı insanların dua etmelerini engeller gibi gözükmüyor.

GÖRÜLMELİ-GEZİLMELİ

——————————————————————————–

Ulu Camii
Urfa merkezindeki camilerin en eskilerindendir. Ulu Cami, bazı kaynaklardan anladığımıza göre eski bir sinagog iken M.S. V. yüzyıl başlarında St. Stephan Kilisesi adını alan ve kırmızı renkteki mermer sütunlarının çokluğu nedeniyle “Kızıl Kilise” olarak da adlandırılan bir Hristiyan kilisesinin yerine inşa edilmiştir. Bu kilisenin avlusuna ait duvarlar, bazı sütun ve sütun başlıkları ile halen minare olarak kullanılan sekizgen gövdeli çan kulesi bugün ayaktadır.

İnşa kitabesi bulunmadığından caminin ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Camideki mevcut kitabeler onarım devirlerine ait olup inşa tarihi hakkında fikir vermemektedir. Nurettin Zengi tarafından tamir ettirilerek bugünkü şeklini alan, Halep Ulu Camii ile benzer bir plan gösteren Urfa Ulu Camii’nin Zengiler zamanında 1170-1175 yılları arasında yaptırılmış olabileceği tahmin edilmektedir.

Hasan Padişah Camii
Eş değerde çok kubbeli camiler grubuna giren Hasan Padişah Camii 15. yüzyılın ikinci yarısında Akkoyunlu Devleti Sultanı Uzun Hasan tarafından Toktemur Mescidi’nin batısına bitişik olarak yaptırılmıştır.

Cami, kıble duvarı boyunca sıralanmış tromplu üç büyük kubbe ile örtülü dikdörtgen bir plana sahiptir. Kubbeler orta bölümde dört bağımsız payeye, doğu ve batıda ikişer duvar payesine, kuzey ve güneyde ise duvarlara otururlar.

Son cemaat yeri, önde payeler üzerine oturan çapraz tonozlarla örtülü sekiz gözlüdür. Doğu baştaki göz Toktemur Mescidi önüne rastlamaktadır. Avlunun kuzeyinde yer alan tek şerefeli ve poligonal gövdeli minare 1859 tarihinde Halil Bey tarafından tamir ettirilmiştir.

Rızvaniye Camii
Halil-ür Rahman Gölünün kuzey kenarı boyunca yer alan bu cami, Osmanlılar’ın Rakka Valisi Rızvan Ahmet Paşa tarafından 1716 yılında yaptırılmıştır. Cami avlusunun üç tarafı, medrese odaları ile çevrilmiştir.
Rızvaniye Camii, mihrap duvarı boyunca sıralanmış üç kubbesiyle dikdörtgen bir plana sahiptir. Üç gözlü son cemaat yerinin üzeri üç kubbe ile örtülü olup, doğu ve batıdaki kubbeler yanlara doğru yarım kubbelerle genişletilmiştir.Caminin inşa tarihinden kalma ahşap kapısı zengin bitkisel süslemelidir.

Halil-Ür Rahman Camii
Halil-ür Rahman Gölü’nün güneybatı köşesinde yer alan bu camii medrese, mezarlık ve Hz. İbrahim’in ateşe atıldığında düştüğü makamdan meydana gelmiş bir külliye halindedir.Caminin güneydoğu köşesine bitişik kare gövdeli kesme taş minarenin batı cephesindeki kitabede, Eyyübiler’den Melik Eşref Muzeffereddin Musa’nın emriyle 1211 yılında yaptırıldığı yazılıdır.Halk arasında Döşeme Camii veya Makam Camii olarak da adlandırılan Halil-ür Rahman Camii’nin Bizans devrine ait Meryem Ana kilisesi’nin yerinde inşa edildiği tahmin edilmektedir. Bir görüşe göre de şehirdeki en eski camilerdendir. Halife Me’mun zamanında Hz. İbrahim Makamı’na inşa edilmiştir.

Urfa Kalesi ve Şehir Surları
Kentin güneybatı kesiminde, Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha göllerinin güneyindeki Damlacık Dağı üzerindedir. Doğu, batı ve güney tarafı kayadan oyma derin savunma hendeği ile çevrili, kuzey tarafı ise sarp kayalıktır.

814 yılında (Abbasiler Dönemi) şehir sularının yeniden inşa edilmesi sırasında kalenin de Seleukoslar dönemine ait eski kalıntılar üzerine yeniden inşa edildiği kuvvetle muhtemeldir. Güneydeki kayadan oyma hendeğin M.S. III. yüzyıla ait kaya mezarlarının üzerine yapıldığı kesilmiş kaya mezarlarından anlaşılmaktadır.

Kale üzerindeki Korinth başlıklı iki sütunun arası 14 m. olup yükseklikleri 17.25 ve çapları 4.60 metredir. Doğudaki sütunun kente bakan yüzünün 3 metre yukarısında Estrangela türündeki Süryanice kitabede: “Ben askeri ko[mutan] BARŞ[AMAŞ] (iGüneşin Oğlu)’ın oğlu AFTUHA. Bu sütunu ve üzerindeki heykeli başbakan MA’NU kızı, [kral MA'NU] eşi, hanımefendim ve [velinimetim] kraliçe ŞALMETH için yaptım.” yazılıdır. Kitabede adı geçen Edessa kralı Iİ. MA’NU (240-242)’dur. Saltanat tarihleri dikkate alınırsa, bu sütunların 814 yılındaki surlar ve kalenin esas inşa tarihinden önce buraya birer anıt sütun olarak dikildikleri ortaya çıkar.
Kale üzerindeki Seleukoslar, Bizans ve İslami devirlere ait çok sayıda yapı kalıntısı bulunmaktadır. Selçuklular, Eyyubiler, Memlükler, Akkoyunlular ve Osmanlılar dönemlerinde çeşitli onarımlar geçiren kalenin kuzey, güney ve doğu cephesindeki duvarlarda toplam beş kitabe mevcuttur. Bunlardan üçü aşınma ve kırıklardan dolayı okunamamış; diğer ikisi de Akkoyunlu ve Osmanlı dönemine ait olup okunabilmektedir.

Kentin etrafını çevreleyen surlar 20.yy.’ın başından günümüze kadar tahrib olmuş ve yıkılmıştır. Urfa şehir surlarından; Harran Kapısı, Bey Kapısı’na ait Mahmutoğlu Kulesi ile yer yer duvar ve burç kalıntıları günümüze kadar ulaşabilmiştir. M.S. VI. yüzyıla ait kaynaklarda geçen Urfa surlarının ilk inşa tarihi bilinmemektedir. Çeşitli kaynaklarda yapılan tesbitlerde şehir surlarında; batıda Sakıbın Kapısı, Su Kapısı, Batı Kapısı; kuzeybatıda Samsat Kapısı, Saray Kapısı; doğuda Beg Kapısı, Su Kapısı ve güneyde de Harran Kapısı olmak üzere sekiz kapı bulunduğu anlaşılmaktadır.

Aynzeliha Ve Halil-Ür Rahman Gölleri
Urfa şehir merkezinin güneybatısında yer alan ve İbrahim Peygamberin ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen bu iki göl, kutsal balıkları ve çevrelerindeki tarihi eserler ile Urfa’nın en çok ziyaretçi çeken yerleridir. Halil-ür Rahman Gölü’nün kuzey kenarındaki Rızvaniye Camii ile güneybatı köşesindeki Halil-ür Rahman Camii ve Medresesi göle ayrı bir güzellik vermektedir. İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, onları kırıp parçalamaya ve tek tanrı fikrini savunmaya başlayınca, Nemrut tarafından bugünkü kalenin bulunduğu tepeden ateşe atılır. Bu sırada Allah tarafından ateşe “Ey ateş, İbrahim’e karşı serin ve selamet ol” emri verilir. Bu emir üzerine, ateş suya odunlar da balığa dönüşür. Hz. İbrahim bir gül bahçesinin içersine sağ olarak düşer. Hz. İbrahim’in düştüğü yer Halil-ür Rahman gölüdür. Rivayete göre Nemrut’un kızı Zeliha da İbrahim’e inandığından kendisini onun peşinden ateşe atar. Zeliha’nın düştüğü yerde de Aynzeliha Gölü oluşmuştur. Her iki göldeki balıklar halk tarafından kutsal kabul edilerek yenilmemekte ve korunmaktadır.

İbrahim Peygamberin Doğduğu Mağara ve Mevlid-i Halil Camii
İbrahim Peygamber’in doğduğu mağara, Halil-ür Rahman ve Aynzeliha göllerinin 100 metre doğusunda yer almaktadır. Mevlid-i Halil Camii avlusu içersine alınmıştır. Hz. İbrahim bu mağarada yedi yaşına kadar kalmıştır. Mağaranın içersinde bulunan şifalı suyun bir çok hastalığı iyileştirdiğine inanılmaktadır. Bu mağaranın yanına Osmanlı Dönemi’nde Hz. İbrahim’in hatırasına Mevlid-i Halil adı verilen küçük bir cami yapılmıştır. İbrahim Peygamber’in makamını ziyaret etmeye gelen binlerce kişiye bu cami küçük gelmeye başlamış ve bunun yanına 1986 yılında çifte minareli büyük bir cami inşa edilmiştir.

Eyyüp Peygamber Lakamı ve Kuyusu
Eyyüp Peygamber’in hastalık çektiği mağara ve kutsal suyunda yıkanarak şifa bulduğu kuyu, Urfa şehir merkezinin Eyyüb Peygamber semtinde yer almaktadır. Sabrın sembolü Eyyüp Peygamber bu mağarada 7 yıl şiddetli bir hastalık çekmiştir. M.S. 460 yılında Piskopos Nona tarafından Eyyüb Peygamber Kuyusu’nun cüzzamlı hastaları iyileştirdiğinin keşfedilmesi üzerine buraya bir cüzzam hastanesi yapılmış ve hastalar bu kuyunun suyu ile yıkattırılarak sağlıklarına kavuşmuşlardır.

Hz. İsa’nın yüzünü silerek resmini çıkardığı ve Urfa Kralı’na gönderdiği mucizevi mendili bir hırsız tarafından çalınarak “Eyyüp Peygamber Kuyusu”na atılmıştır. Bu olay, 1145 yılında Urfa’yı alan İslam komutanı İmadeddin Zengi’ye Süryani kilisesinin reisi Basil Bar Şumana tarafından şu şekilde anlatılmıştır. “-Urfa’yı ziyarete gelenlerden birisi Hz. İsa’nın mendilini çalar ve cebine koyar. Kosmas manastırında geceleyen ziyaretçinin cebindeki bu mendil karanlıkta ışık ve nur saçmaya başlar. Yanmaktan korkan mendil hırsızı, mendili ‘Eyyüp Peygamber Kuyusu’na atar. Kuyudan güneş misali bir ışık çıkar, kuyunun içini dışını aydınlatır. Böylece mendil bulunarak kuyudan çıkarılır ve manastırdaki yerine iade edilir.” Halk arasında bu olay Ulu Cami’deki iki kuyu için de anlatılmaktadır.

Eyyübi Medresesi Ve Firuz Bey Çeşmesi
Ulu Cami’nin doğusuna bitişik olan Eyyübi Medresesi’nden günümüze sadece 1191 tarihli kitabesi kalmıştır. Aynı yerde bugün görülen tek eyvanlı medrese, Eyyübiler Devri medresesinin üzerine 1781 tarihinde Nakibzade Hacı İbrahim Efendi tarafından yaptırılmıştır. Medrese eyvanının doğusunda tonozlu, batısında kubbeli büyük bir oda yer almaktadır. Kubbeli odanın batısında medresenin kütüphanesi olduğu anlaşılan bir oda daha bulunmaktadır. Medresenin güney duvarında 1781 tarihinde Firuz Bey tarafından yaptırılan çeşme bulunmaktadır.

Karakoyun Deresi
Karakoyun deresinin tarihteki adı Deysan Irmağı’dır. Urfa’nın batısından doğan, şehir içersinden geçerek Harran Ovası’nda Cüllap Irmağı’yla birleşen bu dere günümüzde kurumuş bir durumdadır.

Karakoyun Deresi üzerinde batıdan başlamak üzere doğuya doğru; Hızmalı Köprü, Millet Köprüsü, Jünstinyen Su Kemeri, Samsat Köprüsü (Eski Köprü), Hacı Kamil Köprüsü, Beg Kapısı Köprüsü (Kısas Köprüsü) ve Demir Köprü bulunmaktadır.

Karakoyun Su Kemeri
Millet Köprüsü ile Samsat Köprüsü arasındadır. Bizans imparatoru Jünstinyen tarafından 525 senesinde yaptırıldığı tahmin edilmektedir.

Hızmalı Köprü
Karakoyun Deresi üzerindeki köprülerin en güzellerindendir. Halk arasında anlatılan bir efsaneye göre Karakoyunlu Türk Beyliği hükümdarlarından birinin kızı olan Sakine Sultan tarafından Hac yolculuğu sırasında yaptırılmıştır. Köprünün orta ayağının doğu cephesindeki kitabede 1843 tarihinde tamir ettirildiği yazılıdır.Sakine Sultan’ın mezarı dere üzerindeki su kemerinin kuzeyindedir.

İklim:Şanlıurfa ilinde yazlar kurak ve kışlar sert geçtigi için en uygun gezi ayları mayıs-temmuz arasıdır.

Etkinlikler;

Şanlıurfa Kültür ve Sanat Haftası:18-24 Ekim
Şanlıurfa´nın Kurtuluş Haftası,Şanlıurfa: 10-12 Nisan
Ahilik Kültür Haftası : 12-17 Ekim
Çiğköfte Şenliği: 3-5 Ocak